O'nu sevmenin en kötü tarafı nedir biliyor musunuz?
"Asla" yapmayacağını bildiğiniz şeyleri istiyor olmanız olabilir.
"Asla" yapmayacağını düşündüğünüz şeyleri yaptığında yıkılmanız olabilir.
"Asla" yapamayacağını düşündüğünüz şeyleri yaptığında, daha çok aşık olmanız olabilir.
O'nu sevmenin en kötü yanı hayatınızda hiç birşey "belki" değildir.
Herşey "asla"dır.
Siz "asla" dersiniz; O, yapacağı varsa yapar.
O'na en çok Lacivert yakışır. Lacivert O'na öyle yakışır ki Lacivert'e aşık olursunuz.
O'nu okadar yanlış tanır ki insanlar; doğru bildiğinizden şüphe edersiniz.
Okadar çocuk ruhludur ki, kızmayacağını bilseniz mıncıklayasınız gelir.
Okadar adam gibi adamdır ki, elinizi bırakmayacağından emin olursunuz.
İçince güzelleşir, kafası bozuksa çirkinleşir bir anda.
Mutlu edilmesi kolay biri bile olsanız mutsuz edebilir kolayca.
Önce heveslendirir, sonra kırar hevesinizi.
Önce çeker, sonra iter arsızca.
O'nu sevmenin en kötü tarafı O'nu avucunuzun içi gibi bilmenizdir...
...çünkü "asla" olamayacağınızı zaten bilerek kalbinizi kurutursunuz yavaşça...
Friday, 29 August 2014
Wednesday, 2 July 2014
Ruh hastası.
"Yalnızlık bir ruh hastalığıdır" demiş ismi lazım değil birisi. Bildiğin tımarhaneliğim ben. Bağımlılık yapmış bir yalnızlık serüveni benim hayatım. Her gün, gece, sabah, dakika, ay, saniye yeni bir atraksiyon peşindeyim yalnızlığımla alakalı olarak. Birilerine mesaj atasım, birilerinden mesaj alasım geliyor... Arkadaş edinesim, arkadaşlarımla gezesim falan... Sonra diyorum ki kendi kendime "hiç dürtükleme. Sen iyisin böyle."
Önce kendini tanıt-sevdir. Sonra karşındakini tanı. Derken şahsı muhteremi hayatının bir yerine koy. Sonra o şahıs siktir olup gitsin hayatından. Sen öküzle tren ilişkisi yaşa, O ayakları götüne vura vura kaçarken. Sonra yalnızlığına alışmaya çalış. Sonra hazır alışmışken sar başa... Ne gereği var?
Birini çok sevince her hatasını görmezden gelirsin. Zıkkım kural budur. Sevdiğin kişi kusursuzdur çünkü. Başkasının yapacağı ve senin sinirden saçlarını yolacağın şeyleri yapar ve sen görmezden gelirsin.
O düşer, senin canın acır, ağlarsın... içten.
O ağlarsa, dünyayı, O'nu üzenin başına yıkasın gelir. Sinirinden herkese çatarsın.
Sonra ufaktan ufaktan arazi olur hayatından. Sen yaptıklarınla kalırsın. Ama O senin için çok çok çok çok çok çok özeldi! Elinden geleni yapmıştın sen O'nun mutluluğu için! Su dök arkasından da belki çabuk işi düşer.
Bi' şey söyliyeyim mi güzel kardeşim? Ben, ruh hastası olarak kalmaya karar verdim hayatta. Yalnız başına. Kimsenin gidişini izlemeden. Ben bıraktım herkesi zaten, giden gider, kalan kalır... Kalanlarda uzaktan izler artık. İçeri almak yok.
"Çok sevmeyeceksin hayatta" demişler. Sen, birileri için kendinden vermeye başladığında onun adı "kölelik" olurmuş. Özgür bir ruh hastası olmayı, sağlıklı bir köle olmaya tercih ediyor ve herkese bu saatte sonra ebelerinin nikahına kadar yolları olduğu bilgisini veriyorum.
Hiç bir cümleye "artık", "bundan sonra", "bu saatten sonra" diye başlamayı sevmem aslında. Hep tükürdüğümü yalarım çünkü o başlangıçtan sonra gelen umut dolu, egoist cümleler bütünü ardından. Da... Hissetmiyorum ulan artık. En son içli içli ağladığımda, son kurduğum hayaller yıkılmıştı. O günden bugüne hayal bile kurmuyorum artık. Beni bu hale getiren hepinize sonsuz teşekkürler. Tekrar hatırlatıyorum; ebenizinkine kadar yolunuz var. İsyanımı bile sinirlenmeden, sakin sakin, sıradanmışçasına yazıyorum. İçimi kuruttunuz.
Ruh hastasıyım kardeşim ben.
Ruh hastası kalacağım.
Ruh hastası olmayı çok seviyorum.
Ruh hastalığı kralmış.
Siz hepiniz - ben tek.
Ne hakkım varsa, hakkımı helal etmiyorum.
Thursday, 22 May 2014
Muzun faydaları.
Muz, tropikal bir meyvedir. Her meyvenin olduğu gibi muzun da bir çok yararı vardır. Bu meyve, potasyum deposu olmakla beraber, kalp ritmini korur, kas güçsüzlüğünü azaltır, serotonin salgılamaya yardımcı olur (mutlu eder), tansiyonu dengeler, kemik yapısını güçlendirir, B1, B6, C, D, E vitaminleri ve folik asit kaynağıdır. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Lif açısından oldukça zengindir. Ayrıca kabuğu diş beyazlatır.
Ancak, hergün aşırı muz yerseniz kalbinizi durdurabilirsiniz. Haftada 2-3 muzdan fazlası, vücuttaki mineralleri toksik seviyelere çıkarabilir. Böylece yukarıda okuduğunuz o çok mükemmel arkadaşınız, en büyük düşmanınız olur.
İyiliğin kaderinde kötülük var. Ne de olsa negatifi olmadan pozitif anlamsızdır. Hastalık olmasaydı, ilaç olmazdı. Mutsuzluk olmasaydı, mutsuzluk olmazdı. Ölüm olmasaydı, yaşamanın hiç bir anlamı olmazdı.
Kırmızının turkuaza ihtiyacı gibidir iyinin kötüye ihtiyacı. İlla ki bir iyi, bir kötü olmak zorunda hayatımızda.
Kararında dozlarda yapılan her + ve her - tavır, hareket, düşünce sizi birçok saçmalıktan koruyabilir.
Bir kız varmış, hep fedakarlık yapmış durmuş sevdikleri için. O iyilikleri çevirip yedirmişler sonra ona. Söylediği tek bir "hayır" da, dünyanın en kötü insanı olmuş.
Fedakarlık iyidir, yanlış anlamayın beni. Sadece iyi niyetinizi suistimal etmelerine izin vermeyin. Sizi aptal yerine koymaya başladıklarında, minerali toksik yaptığınızı unutmayın. Bir yin-yang felsefesi der ki; her iyiliğin içinde biraz kötülük, her kötülüğün içinde biraz iyilik vardır. Bazı şeylerin karşılıklı olanı iyidir.
Sen, benim haftada 2-3 kez tükettiğim muz kadar vitamin ol bana arkadaş olarak, ben de sana. Ne sen kaba etini aya yükselt bana karşı, ne ben sana. Ne sen beni yerin dibinde gör, ne ben seni. Unutma ki, ikimiz de bir ana rahminden çıkmışız, toprağa gideceğiz. Senin benden hiç bir farkın yok. Ne benden fazla oksijen tüketiyorsun, ne benden fazla kemiğin var iskeletinde, ne benden farklı bir dünyada yaşıyorsun.
Sunday, 9 March 2014
İpimle kuşağım.
"Nereye bakıyor gözlerin? Ben buradayken, tam karşında, nereye?" demedim.
Belki bu yüzdendir uzaklaşman... Sessiz olmadı gerçi; paldır küldür kalktın misafirmiş gibi, yüreğimden. Bana seni uğurlamak düştü, ev sahibi olarak.
Sen öyle bir darmaduman gittin ki, arkandan su dökmedim, geri gelmeni isteyemedim.
Kapımı açmıştım halbuki, ekmeğimi bölüşmeye karar vermiş, çayımı, vaktimi, sabrımı paylaşmıştım seninle.
Sen öyle misafir hissetmişsin ki kendini, yere düşmüş kırıntılar bile bana aitti.
Gittiğinde arkandan baka kaldım bir süreliğine. Derken kokun da gitti havadan...
Sana yemekler yapmıştım oysa, eşe dosta dağıttım hepsini.
Sana yazmıştım; başkalarına adadım şiirlerimi.
Şimdi seninle sohbet ediyorum, evet. Selamımı esirgemem.
Gel gör ki, seninle ekmeğimi bölüşmem artık.
Bu saatten sonra, eyvallahım yok kimseye.
Belki bu yüzdendir uzaklaşman... Sessiz olmadı gerçi; paldır küldür kalktın misafirmiş gibi, yüreğimden. Bana seni uğurlamak düştü, ev sahibi olarak.
Sen öyle bir darmaduman gittin ki, arkandan su dökmedim, geri gelmeni isteyemedim.
Kapımı açmıştım halbuki, ekmeğimi bölüşmeye karar vermiş, çayımı, vaktimi, sabrımı paylaşmıştım seninle.
Sen öyle misafir hissetmişsin ki kendini, yere düşmüş kırıntılar bile bana aitti.
Gittiğinde arkandan baka kaldım bir süreliğine. Derken kokun da gitti havadan...
Sana yemekler yapmıştım oysa, eşe dosta dağıttım hepsini.
Sana yazmıştım; başkalarına adadım şiirlerimi.
Şimdi seninle sohbet ediyorum, evet. Selamımı esirgemem.
Gel gör ki, seninle ekmeğimi bölüşmem artık.
Bu saatten sonra, eyvallahım yok kimseye.
Monday, 17 February 2014
Hafifletici sebepler...
Hazetmediğim hareketleri hazmedememekteyim.
Sürünen bir kapı gibi bir o yana, bir bu yana aklım.
Bir elimde ağır sebepler, diğerinde hafifletici sebepler.
"Ne zıkkımsa" deyip, yoluma bakıyorum.
Sonra o birisi yine bir çomak sokuşturuyor boşvermişliğime.
Hazetmiyorum, hazmetmiyorum.
Derken hafifletici sebepler daha "ağır" basıyor ve kendi kabuğuma çekiliyorum.
Zamanı gelecek.
Sürünen bir kapı gibi bir o yana, bir bu yana aklım.
Bir elimde ağır sebepler, diğerinde hafifletici sebepler.
"Ne zıkkımsa" deyip, yoluma bakıyorum.
Sonra o birisi yine bir çomak sokuşturuyor boşvermişliğime.
Hazetmiyorum, hazmetmiyorum.
Derken hafifletici sebepler daha "ağır" basıyor ve kendi kabuğuma çekiliyorum.
Zamanı gelecek.
Wednesday, 22 January 2014
İki damla gözyaşı.
İki damla gözyaşı süzüldü, gözlerimi kapattığımda. Biri yaşadıklarıma, biri yaşayamadıklarıma.
İki damla gözyaşı aktı gitti; sana, bana...
Okadar ağırdı ki yükleri... Kocamandılar. Yastığımı ıslattılar.
İki damla gözyaşı ağladı gözlerim; kalp kırıklarıma.
Gözyaşları tuzluydu. Açık yaralarımı acıttılar.
İki damla gözyaşı bahşetti göz pınarlarım. Biri beklediklerime, biri yaptıklarına.
İki damla gözyaşı; umursamayışlarına.
İki damla gözyaşı yetti ağlamama.
İki damla gözyaşı düştü umutlarıma.
İki damla gözyaşı yıkadı yanlış bildiğim doğruları.
İki damla gözyaşı boğuyor bendeki seni...
İki damla gözyaşı anlatıyor olanları.
İnsan sahip olmadıklarını kaybedemez.
Bittiğinde kaybedecek hiçbirşeyim yok.
Aynısı senin için geçerli değil ne yazık ki.
İki damla gözyaşım bile senin için değil; senin yüzünden.
Sen bende doldurulmayacak bir yere sahip olamadın.
Acıyı herkes verir. Mutluluğum olamadın.
Seni okadar çok istemiştim ki; layık olamadın.
Sen dikine gitmek uğruna, beni harcadın.
Seni okadar sevmiştim ki; değerini anlamadın.
Ben artık pes ediyorum. İstemiyorum seni de, tutmadığın ve tutmayacağın sözlerini de.
İki damla gözyaşı döktüm zaten, çok bile.
İki damla gözyaşı aktı gitti; sana, bana...
Okadar ağırdı ki yükleri... Kocamandılar. Yastığımı ıslattılar.
İki damla gözyaşı ağladı gözlerim; kalp kırıklarıma.
Gözyaşları tuzluydu. Açık yaralarımı acıttılar.
İki damla gözyaşı bahşetti göz pınarlarım. Biri beklediklerime, biri yaptıklarına.
İki damla gözyaşı; umursamayışlarına.
İki damla gözyaşı yetti ağlamama.
İki damla gözyaşı düştü umutlarıma.
İki damla gözyaşı yıkadı yanlış bildiğim doğruları.
İki damla gözyaşı boğuyor bendeki seni...
İki damla gözyaşı anlatıyor olanları.
İnsan sahip olmadıklarını kaybedemez.
Bittiğinde kaybedecek hiçbirşeyim yok.
Aynısı senin için geçerli değil ne yazık ki.
İki damla gözyaşım bile senin için değil; senin yüzünden.
Sen bende doldurulmayacak bir yere sahip olamadın.
Acıyı herkes verir. Mutluluğum olamadın.
Seni okadar çok istemiştim ki; layık olamadın.
Sen dikine gitmek uğruna, beni harcadın.
Seni okadar sevmiştim ki; değerini anlamadın.
Ben artık pes ediyorum. İstemiyorum seni de, tutmadığın ve tutmayacağın sözlerini de.
İki damla gözyaşı döktüm zaten, çok bile.
Wednesday, 15 January 2014
Aç kapıyı.
Yaralısın. Görüyorum. Kanatlarındaki tüyleri sıkı sıkı tutuyorsun, yaralarını örtsün diye. Acı sızmış tüylerden; görüyorum, yaralısın.
Kim bilir kimler acıttı, yaralanmak çok zor zanaat değil. Bu denli sığınman kanatlarının ardına bu yüzden mi?
Acıyor. Biliyorum. Gözlerindeki pus açıklıyor herşeyi. Kaldırabilirim paylaşırsan. Aç kapıyı.
Umut ayakta tutmuyor herkesi. İnanmak bir yere kadar. Ayakta duramıyorsan eğer, koluna girerim.
Acı herkesi kamçılamıyor. Dayanmak bir yere kadar. Ağlamak istersen eğer, gözyaşlarını silerim.
Sen git demezsen eğer, gitmeye niyetli değilim. Kapıyı yüzüme kapatmış olsanda ben beklerim.
Aç kapıyı.
Yaralıyım ben de çünkü. Kanatlarıma sıkı sıkı sarılmış, tüylerin sızdırdığı acının kokusunu duymamak için çiçekler ekiyorum dört bir yanıma.
Kimler kimler acıttı, yaralanmak zor zanaat değil. Bundandır sığınmam kanatlarımın ardına, bu denli.
Acıyor. Hem de çok. Gözlerimdeki pusu saklayamıyorum. Kaldıramıyorum zaman zaman, kendime ağır geliyorum. Aç kapıyı.
Umut ayakta tutuyor beni, inanıyorum, içeri davet edeceksin bir gün. Ayakta duramıyorum, koluma gir.
Acı kamçılamıyor artık beni. Dayanmak bir yere kadar. Ağlamak istesem, omzuna yaslanabilir miyim?
Sadece o cümleyi söyle bana, yine. "Yanıma gel" de.
Aç kapını.
Kim bilir kimler acıttı, yaralanmak çok zor zanaat değil. Bu denli sığınman kanatlarının ardına bu yüzden mi?
Acıyor. Biliyorum. Gözlerindeki pus açıklıyor herşeyi. Kaldırabilirim paylaşırsan. Aç kapıyı.
Umut ayakta tutmuyor herkesi. İnanmak bir yere kadar. Ayakta duramıyorsan eğer, koluna girerim.
Acı herkesi kamçılamıyor. Dayanmak bir yere kadar. Ağlamak istersen eğer, gözyaşlarını silerim.
Sen git demezsen eğer, gitmeye niyetli değilim. Kapıyı yüzüme kapatmış olsanda ben beklerim.
Aç kapıyı.
Yaralıyım ben de çünkü. Kanatlarıma sıkı sıkı sarılmış, tüylerin sızdırdığı acının kokusunu duymamak için çiçekler ekiyorum dört bir yanıma.
Kimler kimler acıttı, yaralanmak zor zanaat değil. Bundandır sığınmam kanatlarımın ardına, bu denli.
Acıyor. Hem de çok. Gözlerimdeki pusu saklayamıyorum. Kaldıramıyorum zaman zaman, kendime ağır geliyorum. Aç kapıyı.
Umut ayakta tutuyor beni, inanıyorum, içeri davet edeceksin bir gün. Ayakta duramıyorum, koluma gir.
Acı kamçılamıyor artık beni. Dayanmak bir yere kadar. Ağlamak istesem, omzuna yaslanabilir miyim?
Sadece o cümleyi söyle bana, yine. "Yanıma gel" de.
Aç kapını.
Subscribe to:
Posts (Atom)
