Saturday, 7 October 2017

Anneme...

Nasılsın annem?
Bir fotoğraf var, dünyanın en hüzünlü kahkahası yankılanıyor.
Fotoğraf duvarımdan bana bakıyor, daha önce hiç dikkat etmemiştim, yanakların ne zaman ıslandı?
Ne zaman biz olmayı bıraktık? Ne zaman kendi kendime karşıdan karşıya geçmeyi öğrendim?
Ne zaman beni yolculadın?
İnsanın yüzü hem gülerken hem ağlarken nasıl aynı şekli alabilir, olacak şey değil.
Ne zaman vazgeçtin kendinden?
En son ne zaman güldün gerçekten içten, gardını indirerek?
Neden?
Neden ıslandı yanakların?
Neden biz olmayı bıraktık?
Neden öğrettin kendi kendime karşıdan karşıya geçmeyi bana erkenden?
Neden yolculadın beni?
Neden vazgeçtin kendinden?
Neden çok uzun zaman oldu gülümseyeli sen?
En son ne zaman sırtımı sana yaslayıp uyudum?
Ne kadar oldu kokunu içime çekmeyeli?
En son ne zaman elinden yemek yedim, ama adam gibi yemek yani, makarna falan değil, şöyle anlı şanlı babugannuş falan.
Ne kadar oldu seninle açıp bir iki şarkı söyleyeli beraber, boğazımız patlayana kadar bağırarak?

Geldiğimden beri içimdeki boşluğun yalnızlıktan kaynaklandığını düşünüyordum. Arkadaş edinince geçecek, eşim gelince geçecek, işe girince geçecek, yani geçecek.
Ama sonra hasta oldum. Öksürmeye başlaşdım, burnum tıkandı, boğazım acıdı.
Kalkıp markete gittim. İlaç aldım, çünkü markette satıyorlar burada bir çok ilaç türünü.
Yiyecek bir şeyler aldım.
Yemeğimi hazırladım. Çay yaptım, içine limon sıktım.
Yatağıma girdim, yemeğimi yedim, çayımı içtim, ilacımı içtim.

Bu kadar.

Kimse odanın kapısını açıp iyi misin diye sormadı.
Kimse ateşime bakmadı.
İlacımı içip içmediğimi sorgulamadı.
Sen olsan yapardın ama.

Acaba sana kimse yapıyor mu bunları şu an?

Kalktım sonra, bulaşıkları yıkadım. Duvara astığım fotoğrafına baktım.
Biraz önce farkettim ki öyle bir kahkaha atmışsın ki, yanakların ıslanmış, okadar hüzünlü bakmışsın ki, yanaklarım ıslandı.
Çok incittiler seni, çok kırdılar, yanaklarını ıslattılar.
Sonra ben de incittim seni, kırdım, yanaklarını ıslattım.
Her şey bazen ne kadar çok değil mi? Çok fazla, öyle ki nefes alamıyor insan.
O yerin altındaki garip şekilli kömürlükten bozma evimizde, yatağa senden önce yatıp, korkudan ışıkları kapatmadan saatlerce senin gelmeni beklediğim, bazen beklerken uykuya daldığım günlerden herhangi birine geri dönsek ne güzel olurdu.
Hayat birşeyler hazırlıyor sanırım. Bu bir şeyler tabii ki çok güzel olacak, olmak zorunda çünkü. Bu yazdıklarımın hepsi şu an içinde bulunduğum psikolojiden ibaret. Tabii ki daha iyi olacak her şey, yanyana güzel günlerimiz de olacak.
Özlediğim için saçmalıyorum sanırım.

Aslında markette çay ararken nescafe gördüğüm için de yazıyor olabilirim bunları.
Yani işte böyle bazen...
Boşver işte aman. Ee senden n'aber?