If I could only hug you..
Tell you how much I love you..
Just once more..
If I could kiss you..
How many times exactly,
Do I have to make the same mistakes
To learn..
To learn my lesson!
Too late;
Too early;
Half full;
Half empty...
Never leave me alone mom;
Don't you dare to go away from me!
Stay where you are,
Don't you try to come near me!
I love you,
I hate you at the same time mom.
Have you learnt your lesson?
I will leave you alone now.
All alone;
Never coming back;
Because when we walk away there aint no coming home.
You thought of me every step in your life last 19 years;
I thought of running away from you all these years!
Even though the tears I shed;
Feeling sorry for you is all left..
Be yourself mom!
This isn't you!
You are wasting time on dad;
Your time aint few no more..
You are getting older;
While I grow up through the syndrome.
Be yourself mother..
You are welcome to come back home...
I don't wanna hear that you are going to die from any doctor again.
Think of yourself and leave all alone that man..
As he always deserved!
As he always been nerved!
Come back to me mom,
Come back from where ever you are.
Come back to the place where you always belong to.
You now know where you are suppose to come to.
Thursday, 29 April 2010
Wednesday, 28 April 2010
Sar başa.
Sıkılıyorum.
Şaşırtan filmler..
Eğlendiren müzikler..
Ayrı muhabbetler..
Aynı dili konuştuğun kimseler..
Sar başa.
Şaşırtan filmler..
Eğlendiren müzikler..
Ayrı muhabbetler..
Aynı dili konuştuğun kimseler..
Sar başa.
Şaşırtan filmler..
Eğlendiren müzikler..
Ayrı muhabbetler..
Aynı dili konuştuğun kimseler..
Hayat mı sıkıcı, bende mi problem var?
Şaşırtan filmler..
Eğlendiren müzikler..
Ayrı muhabbetler..
Aynı dili konuştuğun kimseler..
Sar başa.
Şaşırtan filmler..
Eğlendiren müzikler..
Ayrı muhabbetler..
Aynı dili konuştuğun kimseler..
Sar başa.
Şaşırtan filmler..
Eğlendiren müzikler..
Ayrı muhabbetler..
Aynı dili konuştuğun kimseler..
Hayat mı sıkıcı, bende mi problem var?
Tuesday, 27 April 2010
Yedi
Yine günlerden Salı.
Kim bilir ondokuz senede kaç kez Salı'yı yaşadım.
Kim bilir, kaç tane Salı; benim için önem taşıyordu..
Belki on sene önce Salı günü sınavım vardı.
Belki de sıradan bir gündü.
Hayat ne kadar garip;
Eski günlükler falan.
İçini açıp okuduğunda,
O zamanlar kafana takılan şeylere güler oluyorsun hani.
Bir günlüğümü bulmuştum geçenlerde..
"Tarih atmamaya" karar vererek başladığım.
Tahminimce ikinci snıftaydım.
Neler anlatmışım neler!
Alamadığım tokadan tutta; kırdığım bibloya kadar..
Şimdi günlüğüme bakınca; alamadıklarım ve kırdıklarım;
Hem değer olarak, hem boyut olarak bayağı büyümüşler.
Eskisi kadar isyankarım hala ama..
Diyeceğim o ki; Yine günlerden Salı..
On dakika sonra Çarşamba.
Hayatımız hep böyle gidiyor işte.
Yirmidört saatte bir, yedi ayrı şekle bürünüyor günlerimiz.
Yedi ayrı telaş; yedi ayrı duygu.
Her günümüz aynı; her dakikamız farklı..
Hayat geldi; geçiyor ayaklarımızın altından biz pazartesi, salı, çarşamba diye sayarken..
Kaç ay kaldı sanki yirmi oluşuma?
Büyüdük sanırım.
Kim bilir ondokuz senede kaç kez Salı'yı yaşadım.
Kim bilir, kaç tane Salı; benim için önem taşıyordu..
Belki on sene önce Salı günü sınavım vardı.
Belki de sıradan bir gündü.
Hayat ne kadar garip;
Eski günlükler falan.
İçini açıp okuduğunda,
O zamanlar kafana takılan şeylere güler oluyorsun hani.
Bir günlüğümü bulmuştum geçenlerde..
"Tarih atmamaya" karar vererek başladığım.
Tahminimce ikinci snıftaydım.
Neler anlatmışım neler!
Alamadığım tokadan tutta; kırdığım bibloya kadar..
Şimdi günlüğüme bakınca; alamadıklarım ve kırdıklarım;
Hem değer olarak, hem boyut olarak bayağı büyümüşler.
Eskisi kadar isyankarım hala ama..
Diyeceğim o ki; Yine günlerden Salı..
On dakika sonra Çarşamba.
Hayatımız hep böyle gidiyor işte.
Yirmidört saatte bir, yedi ayrı şekle bürünüyor günlerimiz.
Yedi ayrı telaş; yedi ayrı duygu.
Her günümüz aynı; her dakikamız farklı..
Hayat geldi; geçiyor ayaklarımızın altından biz pazartesi, salı, çarşamba diye sayarken..
Kaç ay kaldı sanki yirmi oluşuma?
Büyüdük sanırım.
Sunday, 25 April 2010
Acımı yaşarken şarkılar söylemişim ben!
Bu sabah uyandığımda bulutlar gökyüzünü kapatmışlardı.
Yerler ıslaktı; havada nem kokusu..
Önce bir bardak su içtim; koca bir bardak.
Üstüne güzel bir dal sigara yaktım.
Düşündüm öyle "bugün nasıl geçer" diye..
Yüzümü yıkadım; giyindim.
Önce hırkayla çıkmayı düşündüm;
Sonra montumu aldım yanıma.
Yola çıktığımda o kasvet yerini huzurlu bir sessizliğe bırakmış gibiydi.
Havadaki nem kokusu; ıslak toprak kokusuna dönmüştü.
Sokaklar bomboş ve ıslaktı.
Bulutlar hala gökyüzündeydi.
Tek gözlü çantamda kualklıkları aradım.
Çok geçmeden tempolu yürüyordum; kim bilir nereye..
Aklımda "Bugün günlerden pazar ve beni güneşe çıkardılar" cümlesi;
Kulaklarımda en eğlenceli ska parça..
Yüzümde yersiz bir tebessüm.
Çok yürümüş olmalıyım; şarkı bitti.
Geri sar..
Geri dön..
Aynı tempoyla eve vardım.
Üzerimdekileri çıkardım.
Eşofmanları giydim.
Camın kenarına oturdum biraz;
Sokaklardaki kasvet, yerini tatlı bir telaşa bırakmadı,
Hani o klasik kitap cümlesinin dediği gibi.
Aksine; herkes sıkı sıkı sarılmış montlarına,
Havanın ne kadar kötü olduğunu haber verir gibi..
Dilimde eski bir şarkı, mırıldanıyordum öyle..
Dün olanları düşündüm bir an;
Sonra şarkıyı daha yüksek sesle söyleme başladım.
Ayağa kalktım; elime mikrofonumu aldım.
Dans ederek söylüyordum şarkıyı;
Şarkıyla dans ediyordum.
Okadar neşeliydiki şarkı;
Bir yandan dans ediyor,
Bir yandan ağlıyordum kendi kendime..
Bak bugün kendimle ilgili birşey daha öğrendim işte;
Acımı yaşarken şarkılar söylemişim ben!
Yerler ıslaktı; havada nem kokusu..
Önce bir bardak su içtim; koca bir bardak.
Üstüne güzel bir dal sigara yaktım.
Düşündüm öyle "bugün nasıl geçer" diye..
Yüzümü yıkadım; giyindim.
Önce hırkayla çıkmayı düşündüm;
Sonra montumu aldım yanıma.
Yola çıktığımda o kasvet yerini huzurlu bir sessizliğe bırakmış gibiydi.
Havadaki nem kokusu; ıslak toprak kokusuna dönmüştü.
Sokaklar bomboş ve ıslaktı.
Bulutlar hala gökyüzündeydi.
Tek gözlü çantamda kualklıkları aradım.
Çok geçmeden tempolu yürüyordum; kim bilir nereye..
Aklımda "Bugün günlerden pazar ve beni güneşe çıkardılar" cümlesi;
Kulaklarımda en eğlenceli ska parça..
Yüzümde yersiz bir tebessüm.
Çok yürümüş olmalıyım; şarkı bitti.
Geri sar..
Geri dön..
Aynı tempoyla eve vardım.
Üzerimdekileri çıkardım.
Eşofmanları giydim.
Camın kenarına oturdum biraz;
Sokaklardaki kasvet, yerini tatlı bir telaşa bırakmadı,
Hani o klasik kitap cümlesinin dediği gibi.
Aksine; herkes sıkı sıkı sarılmış montlarına,
Havanın ne kadar kötü olduğunu haber verir gibi..
Dilimde eski bir şarkı, mırıldanıyordum öyle..
Dün olanları düşündüm bir an;
Sonra şarkıyı daha yüksek sesle söyleme başladım.
Ayağa kalktım; elime mikrofonumu aldım.
Dans ederek söylüyordum şarkıyı;
Şarkıyla dans ediyordum.
Okadar neşeliydiki şarkı;
Bir yandan dans ediyor,
Bir yandan ağlıyordum kendi kendime..
Bak bugün kendimle ilgili birşey daha öğrendim işte;
Acımı yaşarken şarkılar söylemişim ben!
Friday, 23 April 2010
Kitaplı ilişkiler
"Bitti" dedi kendi kendine, kapattı kapağı.
Evet bitmişti.
Ama peki şimdi ne yapacaktı?
Bitirmişti bitirmesine; fakat şimdi ki boşluğunu ne dolduracaktı?
"En iyisi yine film izlemek olacak." diye düşündü içinden.
Üç güne sığdırdığı o hikaye bitmişti.
Etkisindeydi halen.
"Hangi filmi izlesem? ..."
Topu topu yüz kırkyedi tane film vardı zaten, sevdiği ve sakladığı.
"En iyisi yatmalı."
Aklında; hikayedeki yer vardı.
Hani sandalla gezen mutlu mesut insanlar..
"Tekrar ? Yoo hayır. İkinci kez kaldıramaz bu bünye bu hikayeyi."
Başka bir kitap seçmeliydi gelecek üç gün için.
____________________ Üç gün sonra ____________
"Bitti" dedi kendi kendine, kapattı kapağı.
Evet bitmişti.
Ama peki şimdi ne yapacaktı?
Bitirmişti bitirmesine; fakat şimdi ki boşluğunu ne dolduracaktı?
"En iyisi yine film izlemek olacak." diye düşündü içinden.
Üç güne sığdırdığı o hikaye bitmişti.
Etkisindeydi halen.
"Hangi filmi izlesem? ..."
Topu topu yüz kırkyedi tane film vardı zaten, sevdiği ve sakladığı.
"En iyisi yatmalı."
Aklında; hikayedeki insanlar vardı.
Hani mutlu mesut gezenler..
"Tekrar ? Yoo hayır. İkinci kez kaldıramaz bu bünye, bu hikayeyi."
Başka bir kitap seçmeliydi gelecek üç gün için.
Kitap okumak ile ilişkiden ilişkiye atlamak arasında hiç bir fark yoktur.
Heyecanla açar, hüzünle bitirirsin.
Tekrar okumayı düşünür; aşırı doza kurban gitmemek için biraz süre tanırsın kendine.
O süre içerisinde başka bir kitap okumayı uygun görürsün...
Önceki kitabın etkisinde olsan bile.
Kitabın "ne kadar sıkıcı veya sürükleyici" olduğuna bağlı olarak ikinci veya daha fazla kez tekrar okumayı kafanda kurarsın. Okursun veya okumazsın. Ama içinde tekrarlama isteği kalır hep.
"Belki birgün, yeniden"li cümleler bu yüzden kurulur.
Evet bitmişti.
Ama peki şimdi ne yapacaktı?
Bitirmişti bitirmesine; fakat şimdi ki boşluğunu ne dolduracaktı?
"En iyisi yine film izlemek olacak." diye düşündü içinden.
Üç güne sığdırdığı o hikaye bitmişti.
Etkisindeydi halen.
"Hangi filmi izlesem? ..."
Topu topu yüz kırkyedi tane film vardı zaten, sevdiği ve sakladığı.
"En iyisi yatmalı."
Aklında; hikayedeki yer vardı.
Hani sandalla gezen mutlu mesut insanlar..
"Tekrar ? Yoo hayır. İkinci kez kaldıramaz bu bünye bu hikayeyi."
Başka bir kitap seçmeliydi gelecek üç gün için.
____________________ Üç gün sonra ____________
"Bitti" dedi kendi kendine, kapattı kapağı.
Evet bitmişti.
Ama peki şimdi ne yapacaktı?
Bitirmişti bitirmesine; fakat şimdi ki boşluğunu ne dolduracaktı?
"En iyisi yine film izlemek olacak." diye düşündü içinden.
Üç güne sığdırdığı o hikaye bitmişti.
Etkisindeydi halen.
"Hangi filmi izlesem? ..."
Topu topu yüz kırkyedi tane film vardı zaten, sevdiği ve sakladığı.
"En iyisi yatmalı."
Aklında; hikayedeki insanlar vardı.
Hani mutlu mesut gezenler..
"Tekrar ? Yoo hayır. İkinci kez kaldıramaz bu bünye, bu hikayeyi."
Başka bir kitap seçmeliydi gelecek üç gün için.
Kitap okumak ile ilişkiden ilişkiye atlamak arasında hiç bir fark yoktur.
Heyecanla açar, hüzünle bitirirsin.
Tekrar okumayı düşünür; aşırı doza kurban gitmemek için biraz süre tanırsın kendine.
O süre içerisinde başka bir kitap okumayı uygun görürsün...
Önceki kitabın etkisinde olsan bile.
Kitabın "ne kadar sıkıcı veya sürükleyici" olduğuna bağlı olarak ikinci veya daha fazla kez tekrar okumayı kafanda kurarsın. Okursun veya okumazsın. Ama içinde tekrarlama isteği kalır hep.
"Belki birgün, yeniden"li cümleler bu yüzden kurulur.
Önemli olan geri dönebilmek ..
"At o şişeyi elinden!
Kır!
Dokunma ona!
Sen ona layık değilsin!" Dedi birisi usulca.
Kulağımda çınladı söyledikleri, nefesini hissettim..
Duymamazlıktan geldim.
Bir yudum daha aldım köpek öldürenden.
"Çek git" dedim sert bi şekilde.
"Benim gezegenim farklı. Sana dar burası!"
Usulca gülümsedi;
"Benim gezegenim ikimize de yeter" dedi.
"Fırlat, kır o şişeyi.. Bırak seni ben sarhoş edeyim.
Sahte diyarlarda kaybetme kendini!
Senin yerin, benim yanım,
Gitme uzaklara, kendi dünyana.."
Kaldırmadım kafamı;
Gözlerine bakacak gücüm yoktu.
"Git" dedim sertçe,
"Defol yanımdan!"
"Giderim o halde" dedi kırgın kırgın.
"Ama içme şu zıkkımı."
Kalktı.
Tam gidecekken elini yakaladım.
"Beni seviyor musun?" diye sordum ciddiyetle.
Cevap vermedi.
Yanıma oturdu tekrar.
Kolunu omzuma attı.
Ağzından, o anlık sessizliği bozan tek ve en anlamlı cümle çıkıverdi...
"Üşümüşsün. Kıyamam..."
Kır!
Dokunma ona!
Sen ona layık değilsin!" Dedi birisi usulca.
Kulağımda çınladı söyledikleri, nefesini hissettim..
Duymamazlıktan geldim.
Bir yudum daha aldım köpek öldürenden.
"Çek git" dedim sert bi şekilde.
"Benim gezegenim farklı. Sana dar burası!"
Usulca gülümsedi;
"Benim gezegenim ikimize de yeter" dedi.
"Fırlat, kır o şişeyi.. Bırak seni ben sarhoş edeyim.
Sahte diyarlarda kaybetme kendini!
Senin yerin, benim yanım,
Gitme uzaklara, kendi dünyana.."
Kaldırmadım kafamı;
Gözlerine bakacak gücüm yoktu.
"Git" dedim sertçe,
"Defol yanımdan!"
"Giderim o halde" dedi kırgın kırgın.
"Ama içme şu zıkkımı."
Kalktı.
Tam gidecekken elini yakaladım.
"Beni seviyor musun?" diye sordum ciddiyetle.
Cevap vermedi.
Yanıma oturdu tekrar.
Kolunu omzuma attı.
Ağzından, o anlık sessizliği bozan tek ve en anlamlı cümle çıkıverdi...
"Üşümüşsün. Kıyamam..."
Sunday, 18 April 2010
Deniz'in boş zamanını nasıl değerlendirdiği üzerine.
09.32
Alarm çalmaya başlar.
Deniz gözünü açtıysa da, biraz daha yatak keyfi yapmayı tercih eder.
Telefondan, uyandığı moda uygun bir parça açar ve gözlerini kapatıp şarkıya eşlik eder.
09.40
Alarm kendini yinelemeye başlayınca, oflaya püfleye yakatan kalkar Deniz.
Herzamanki gibi kendini banyoya atar.
Yüzüne bir kaç kez su çarpıp gözünü zar zor açarak dişlerini fırçalamaya başlar.
"Şu sigaranın dişlerimi günden güne sararttığı gerçeği, sigarayı bırakmak için mükemmel bir sebep ama..." diye düşünür, her sabah yaptığı gibi.
09.43
Banyodan çıkmak üzereyken aslında tuvaleti olduğunu hatırlar ve lavabodan kapıya iki adımlık mesafeyi, kendine söylenerek geri döner.
09.45
Ellerini yıkamış, hazır elleri ıslakken yüzünü ikinci kez ıslatmış ve kurulamış halde salona yürür. Annesi ya televizyon karşısındadır, ya da farmville oynuyordur. Arkadan sarılıp "günaydııınnnnn" der bütün neşesiyle. Anneside ona kocaman bir öpücükle "günaydın aşkımm" diyerek karşılık verir.
09.47
Deniz dolabı açar, ekmek sepetine bakar, dişine göre birşey bulamadıysa "of anne bir yığın alışveriş yapıyosun her allahın günü, evde yinede yiyecek birşey yok" diye söylenmeye başlar. Bulduysa eğer masanın bir kenarına yerleşir; annesi eğer TV izliyorsa "sen şöyle geç" diye diğer köşeye atar Deniz'i, farmville oynuyorsa da yerine geçmek için diğer tarafa..
10.30
Yemek yenmiş, sigara içilmiş, kahve yapılmış, eh artık sıra bilgisayar başına geçmeye gelmiştir.
Akşam, saat 23.30 civarı
Eh artık bilgisayar başından kalkma vakti gelmiş. En iyisi yatmalı. Bugünde geçti işte böyle ...
Alarm çalmaya başlar.
Deniz gözünü açtıysa da, biraz daha yatak keyfi yapmayı tercih eder.
Telefondan, uyandığı moda uygun bir parça açar ve gözlerini kapatıp şarkıya eşlik eder.
09.40
Alarm kendini yinelemeye başlayınca, oflaya püfleye yakatan kalkar Deniz.
Herzamanki gibi kendini banyoya atar.
Yüzüne bir kaç kez su çarpıp gözünü zar zor açarak dişlerini fırçalamaya başlar.
"Şu sigaranın dişlerimi günden güne sararttığı gerçeği, sigarayı bırakmak için mükemmel bir sebep ama..." diye düşünür, her sabah yaptığı gibi.
09.43
Banyodan çıkmak üzereyken aslında tuvaleti olduğunu hatırlar ve lavabodan kapıya iki adımlık mesafeyi, kendine söylenerek geri döner.
09.45
Ellerini yıkamış, hazır elleri ıslakken yüzünü ikinci kez ıslatmış ve kurulamış halde salona yürür. Annesi ya televizyon karşısındadır, ya da farmville oynuyordur. Arkadan sarılıp "günaydııınnnnn" der bütün neşesiyle. Anneside ona kocaman bir öpücükle "günaydın aşkımm" diyerek karşılık verir.
09.47
Deniz dolabı açar, ekmek sepetine bakar, dişine göre birşey bulamadıysa "of anne bir yığın alışveriş yapıyosun her allahın günü, evde yinede yiyecek birşey yok" diye söylenmeye başlar. Bulduysa eğer masanın bir kenarına yerleşir; annesi eğer TV izliyorsa "sen şöyle geç" diye diğer köşeye atar Deniz'i, farmville oynuyorsa da yerine geçmek için diğer tarafa..
10.30
Yemek yenmiş, sigara içilmiş, kahve yapılmış, eh artık sıra bilgisayar başına geçmeye gelmiştir.
Akşam, saat 23.30 civarı
Eh artık bilgisayar başından kalkma vakti gelmiş. En iyisi yatmalı. Bugünde geçti işte böyle ...
Monday, 12 April 2010
Hatırlıyorum da..
Hatırlıyorum..
İlkokul bitimine yakın bir zamandı.
Okulda, neredeyse her gün sınavlarımız vardı.
LGS dönemiydi aynı zamanda; dersanemizde de sürekli deneme sınavları yapılırdı.
Hiçbirşey öğretmediklerine yemin edebilirdim.
Tek yaptıkları, şaşırtmalı şıklar arasından doğru olanı bulma teknikleri göstermekti.
"Buna da şükür" diyordum kendi kendime.
Okul, dersane, ev arası mekik dokuyorduk ama tek yaptığımız geyikti.
Ders çalışmadık.
Sevdiğim ünitelerin testlerini çözüp ful çekmek en eğlenceli şeydi o dönemde.
Bilmediğimi iddia ettiğim ünitelere dokunmuyordum hatta.
Ne oldu?
İstediğim yeri kazandım, fakat gitmedim.
Ne oldu?
Buraya geldik.
O dönemin alışkanlığı, eve gelince yapacak birşey olmadığında eski test kitaplarımdan testler çözüyordum.
Genelde ödev varsa da, okulda bitirdiğim için..
Türkiye disiplini zannettiğim yarıştan çıkıp, gerçek bir eğitim sistemine girince çok bocalamıştım.
Derste yaptıklarımızın hiçbirini eve götürmüyor, eve ödev almıyorduk; genelde.
Defterimiz, kitabımız okuldan veriliyordu zaten.
Okulda da kalıyordu, işin garip kısmı.
Grafik dersimiz çok eğlenceli geçiyordu, eve ödev veriliyordu çünkü.
Yapacak birşeyler vardı anlayacağınız.
Matematikte en başarılı öğrenci oluvermiştim, çaktırmadan.
Fen derslerinde, öğretilen konuyu, Türkiye'de iki veya üç sene önce öğrenmiş olduğumdan, çabucak çözüp bitiyordum verilen testleri.
İngilizce dersinde, İngilizcem olmamasına râmen, gramer bilgimle en başarılı öğrenci oldum, en üst sınıfa çıkarıldım.
Müzik dersin de, İngilizcem olmadığı için cevabını bildiğim soruları yanıtlayamadığım için hiçbirşey yapamadım.
Beden dersindeki en üşengeç öğrenci olduğumdan hiçbirşey yapmadım, genel olarak. Beden dersi diyip
geçmeyin ama, tenisten tutun crickete kadar bir çok spor dalını kurallarıyla öğrendim.
En kötü olduğum ders bilgisayar oldu.
Çünkü, buradaki bütün okulların bütün sınıflarında bilgisayar var, eğer yoksa laptop getiriliyor zaten.
Çok sürmeden ordada başarılı olmayı başardım.
Şimdi yüksek okul seviyesinde bir üniversite geçiş sınıfındayım.
Tek dersim var, medya.
Evet, tek ders.
Sınavım yok.
Defter-kitap derdim de yok.
Üniversiteye başladığımda da seçtiğim derslerimi alacağım sadece.
Okumaya devam ediyor olduğumdan devlet cepleri açıyor bana hatta.
Aylık £900 ile £1000 arası para ödeyecekler, geri ödeme koşulları mükemmel olan..
Hatırlıyorum, hergün okula eşşek yükü çantayla gidişimi..
Şimdi okula götürdüğüm tek şey bir memory stick.
Türkiye ile burası arasındaki farkı kısaca anlatmış oldum.
Avrupa Birliği yolunda sokaklara ağaç diktiren belediyenin, okullara kitap dağıtmasıydı mâkul olan.
Avrupa Birliği için politika değiştiren devletin, öğrencilere para vermesiydi mâkul olan..
Umarım birgün, şartlar dolayısıyla Türkiye'de çocuk büyütmek zorunda kalmam.
Yaşadıklarımızı yaşatmak zorunda bırakmam..
İlkokul bitimine yakın bir zamandı.
Okulda, neredeyse her gün sınavlarımız vardı.
LGS dönemiydi aynı zamanda; dersanemizde de sürekli deneme sınavları yapılırdı.
Hiçbirşey öğretmediklerine yemin edebilirdim.
Tek yaptıkları, şaşırtmalı şıklar arasından doğru olanı bulma teknikleri göstermekti.
"Buna da şükür" diyordum kendi kendime.
Okul, dersane, ev arası mekik dokuyorduk ama tek yaptığımız geyikti.
Ders çalışmadık.
Sevdiğim ünitelerin testlerini çözüp ful çekmek en eğlenceli şeydi o dönemde.
Bilmediğimi iddia ettiğim ünitelere dokunmuyordum hatta.
Ne oldu?
İstediğim yeri kazandım, fakat gitmedim.
Ne oldu?
Buraya geldik.
O dönemin alışkanlığı, eve gelince yapacak birşey olmadığında eski test kitaplarımdan testler çözüyordum.
Genelde ödev varsa da, okulda bitirdiğim için..
Türkiye disiplini zannettiğim yarıştan çıkıp, gerçek bir eğitim sistemine girince çok bocalamıştım.
Derste yaptıklarımızın hiçbirini eve götürmüyor, eve ödev almıyorduk; genelde.
Defterimiz, kitabımız okuldan veriliyordu zaten.
Okulda da kalıyordu, işin garip kısmı.
Grafik dersimiz çok eğlenceli geçiyordu, eve ödev veriliyordu çünkü.
Yapacak birşeyler vardı anlayacağınız.
Matematikte en başarılı öğrenci oluvermiştim, çaktırmadan.
Fen derslerinde, öğretilen konuyu, Türkiye'de iki veya üç sene önce öğrenmiş olduğumdan, çabucak çözüp bitiyordum verilen testleri.
İngilizce dersinde, İngilizcem olmamasına râmen, gramer bilgimle en başarılı öğrenci oldum, en üst sınıfa çıkarıldım.
Müzik dersin de, İngilizcem olmadığı için cevabını bildiğim soruları yanıtlayamadığım için hiçbirşey yapamadım.
Beden dersindeki en üşengeç öğrenci olduğumdan hiçbirşey yapmadım, genel olarak. Beden dersi diyip
geçmeyin ama, tenisten tutun crickete kadar bir çok spor dalını kurallarıyla öğrendim.
En kötü olduğum ders bilgisayar oldu.
Çünkü, buradaki bütün okulların bütün sınıflarında bilgisayar var, eğer yoksa laptop getiriliyor zaten.
Çok sürmeden ordada başarılı olmayı başardım.
Şimdi yüksek okul seviyesinde bir üniversite geçiş sınıfındayım.
Tek dersim var, medya.
Evet, tek ders.
Sınavım yok.
Defter-kitap derdim de yok.
Üniversiteye başladığımda da seçtiğim derslerimi alacağım sadece.
Okumaya devam ediyor olduğumdan devlet cepleri açıyor bana hatta.
Aylık £900 ile £1000 arası para ödeyecekler, geri ödeme koşulları mükemmel olan..
Hatırlıyorum, hergün okula eşşek yükü çantayla gidişimi..
Şimdi okula götürdüğüm tek şey bir memory stick.
Türkiye ile burası arasındaki farkı kısaca anlatmış oldum.
Avrupa Birliği yolunda sokaklara ağaç diktiren belediyenin, okullara kitap dağıtmasıydı mâkul olan.
Avrupa Birliği için politika değiştiren devletin, öğrencilere para vermesiydi mâkul olan..
Umarım birgün, şartlar dolayısıyla Türkiye'de çocuk büyütmek zorunda kalmam.
Yaşadıklarımızı yaşatmak zorunda bırakmam..
Sizin gidişinizdir, beni paramparça kıran.
Hani bazen, ne kadar unutmaya çabalasan da kafandakilerle yoğrulursun..
Eline kalemi alır, birbiri ardına anlamlı cümleler kurarsın.
Bilirsin ki, günün birinde mutlu olduğun vakit, bu satırların hiçbirini tekrar okumaya yeltenmeyeceksindir..
Çünkü, bunu yaparsan o günlere döneceksindir..
Ama yazarsın umursamadan.
"Sizin kifayetsizliğinizden gelecek ölüm, ben denize..
Ucube bir köşe başında, apansız.
İşte o gün, benim sahte olan gülümseyişim yüzümde yer edecek, donacak..
Zihnimdeki tatlılığınız yüzümde kalacak, sonsuza dek.
Ne ben isterdim böyle bir son, bu kitaba; ne siz bana, bu rögar çukuru hayatın üzerindeki bir kardelen olmayı isterdiniz, eminim.
Artık çok geç diyememek isterdim şuanda.
Fakat ne yazıkki, benim üç günlük hayatıma, pembe tozunuzu serpip gittiniz bayım.
Artık fazlası, aşırı dozdan ölüme sebebiyet verecek; azı sizin kifayetsizliğinizden kalbimin yorgun düşüşüne..."
Onur Toplu'nun bir notunun etkisi altında kalınarak yazılmıştır.
Eline kalemi alır, birbiri ardına anlamlı cümleler kurarsın.
Bilirsin ki, günün birinde mutlu olduğun vakit, bu satırların hiçbirini tekrar okumaya yeltenmeyeceksindir..
Çünkü, bunu yaparsan o günlere döneceksindir..
Ama yazarsın umursamadan.
"Sizin kifayetsizliğinizden gelecek ölüm, ben denize..
Ucube bir köşe başında, apansız.
İşte o gün, benim sahte olan gülümseyişim yüzümde yer edecek, donacak..
Zihnimdeki tatlılığınız yüzümde kalacak, sonsuza dek.
Ne ben isterdim böyle bir son, bu kitaba; ne siz bana, bu rögar çukuru hayatın üzerindeki bir kardelen olmayı isterdiniz, eminim.
Artık çok geç diyememek isterdim şuanda.
Fakat ne yazıkki, benim üç günlük hayatıma, pembe tozunuzu serpip gittiniz bayım.
Artık fazlası, aşırı dozdan ölüme sebebiyet verecek; azı sizin kifayetsizliğinizden kalbimin yorgun düşüşüne..."
Onur Toplu'nun bir notunun etkisi altında kalınarak yazılmıştır.
O Hatun'a sevgilerle.
Orada bir hatun var.
Hatunun beyni dar.
Umarız patlar ve kendinden geçer.
Onu, bunu bilmediği aşikar.
Bildiğini sandığı şeyler aslında yoklar zaten.
Görmeden hiçbirşeye inanmadığı rivayeti de doğrudur.
Yeter, hakikaten yeter.
Beni Facebook'ta ekleyen ve tanımadığım etmediğim adamların kim olduklarını sormasın o hatun artık.
O hatun artık nerede "-t" nerede "-d" kullanması gerektiğini bilsin.
O hatun artık beni rahat bıraksın.
Abuk sabuk insanlara aşık olup, beynimin ırzına geçmekten vazgeçsin.
O hatun artık bir hayat edinsin kendine.
Evet, bunu istiyorum gayet.
Hatunun beyni dar.
Umarız patlar ve kendinden geçer.
Onu, bunu bilmediği aşikar.
Bildiğini sandığı şeyler aslında yoklar zaten.
Görmeden hiçbirşeye inanmadığı rivayeti de doğrudur.
Yeter, hakikaten yeter.
Beni Facebook'ta ekleyen ve tanımadığım etmediğim adamların kim olduklarını sormasın o hatun artık.
O hatun artık nerede "-t" nerede "-d" kullanması gerektiğini bilsin.
O hatun artık beni rahat bıraksın.
Abuk sabuk insanlara aşık olup, beynimin ırzına geçmekten vazgeçsin.
O hatun artık bir hayat edinsin kendine.
Evet, bunu istiyorum gayet.
Subscribe to:
Posts (Atom)