Ben en çok sessizlikte huzur bulurum. Derin bir sessizlik olmalı ama, kol saatimin tik-takı bile gürültü olmalı.
Sessizken çekilirim kabuğuma; benim sığınağım...
Taa uzaklara gönderdiğim hatıralar kapımı çalar ozaman.
Yapacak birşey yok, aç bir şişe...
Önce hüzün basar, sonra yalnızlık, derken kendime kızarım ve finalé; kendine acıma..!
Gidenleri düşünürüm tek tek. Simaları aklımda kazılı. İsimleri hayal meyal aklımda.
Kimilerini ben gönderdim, kimileri kendi kendine çekip gitti hayatımdan.
Hepsinin tek tek mendil salladım ardından...
Hayallerimde vardı bir çoğu. Yarım kalan çok şey var.
Kalbimin parçalarını yamalamaktan yoruldum...
Hepsi giderken birşeyler götürdü benden.
Hepsine ayrı ayrı göz yaşı dökmüşlüğüm var.
Kabuk bağlamamış yaram bile var...
Derbeder halde ruhum.
Kalbim hızlı hızlı çarpıyor, aklımdan "kötü kötü" şeyler geçtikçe.
O değil de... Gözlerim kıpkırmızı...
Şişe de bitti.
Ne diyordum ben?
Ha, evet. Kabuğuma çekildiğimde gerçek ben ile başbaşa kalıyoruz. O bana veryansın ediyor, ben susuyorum. Kafamın içinde bağırıp duruyor bana. "Senin yüzünden!" cümlesinden en nefret ettiğim zamanlardan birindeyiz ve bu cümle yankılanıyor kafamın içinde.
Yak bi' sigara.
Dumanı diaframa çekmek sakıncalı mıdır?
Neyse. Konu dağılmasın.
Kabuğuma çekilince, çekilmez bir insana dönüşüyorum.
Yalnızlığımla başbaşa kaldığımda çok savunmasız ve bir okadar da korkak birine dönüşüyorum.
Ruhum fazla yaralandı. Kalbim artık isyan ediyor.
Acınacak haldeyim.
Çok güzel.
Yak bi' sigara daha.
Ağlamak mı? Deli misin sen? Kendi halime kahkahalarla gülüyorum ben!
Bu kadar nasıl yerin dibine sokar insan kendini?
Bir "siktir" çekmediği kaldığı zamanlardan birindeydik. Kibarlıktan kırılacak artık, öyle böyle değil.
Son cümleye kadar, yine kalbimdeydi.
Ozaman size doyum olmaz gençler ve hep genç kalanlar.
Hadi eyvallah.
Sunday, 29 December 2013
Wednesday, 18 December 2013
Lacivert
Lacivert bir mutluluk bu... Ellerini hissetmemiştim ki daha önce...
Öyle dokundu ki ellerin, kalbimin ta derinine...
Lacivert bir mutluluk bu... Sarılmamıştım ki sana daha önce...
Öyle güçlü tuttun ki, düşmekten korkmuyorum artık...
Lacivert bir mutluluk bu... Koklamamıştım tenini daha önce...
Öyle bir koku ki o... Tarifi imkansız... Benliğim savunmasız...
Lacivert bir mutluluk bu... Lacivert, çünkü gecenin en güzel rengi,
Lacivert, çünkü sana yakışan...
Öyle bir huzur ki varlığın, sesin, gözlerin...
Öyle bir güç ki hissettirdiğin...
Sen yanımdayken herşey yok oluyor...
Bütün sesler susuyor...
Sanırsın ki, dünya kıyamıyor bize...
Lacivert bir gecenin sessizliğinde, yıldızlarla dolu bir gökyüzü hayal et...
Kuşların şarkısı bitmiş ve herkes uykuda.
Sen, yüzünde bir tebessüm ile kumsaldasın, dalgalar bile kıyıya vurmuyor...
O huzur, o mutluluk, o sakin ve dingin lacivert gecedir seninle geçirdiğim her saniye.
Anlatabiliyor muyum?
Lacivert bir mutluluk bu ...
ve bu mutluluğun Lacivert'i sensin.
Öyle dokundu ki ellerin, kalbimin ta derinine...
Lacivert bir mutluluk bu... Sarılmamıştım ki sana daha önce...
Öyle güçlü tuttun ki, düşmekten korkmuyorum artık...
Lacivert bir mutluluk bu... Koklamamıştım tenini daha önce...
Öyle bir koku ki o... Tarifi imkansız... Benliğim savunmasız...
Lacivert bir mutluluk bu... Lacivert, çünkü gecenin en güzel rengi,
Lacivert, çünkü sana yakışan...
Öyle bir huzur ki varlığın, sesin, gözlerin...
Öyle bir güç ki hissettirdiğin...
Sen yanımdayken herşey yok oluyor...
Bütün sesler susuyor...
Sanırsın ki, dünya kıyamıyor bize...
Lacivert bir gecenin sessizliğinde, yıldızlarla dolu bir gökyüzü hayal et...
Kuşların şarkısı bitmiş ve herkes uykuda.
Sen, yüzünde bir tebessüm ile kumsaldasın, dalgalar bile kıyıya vurmuyor...
O huzur, o mutluluk, o sakin ve dingin lacivert gecedir seninle geçirdiğim her saniye.
Anlatabiliyor muyum?
Lacivert bir mutluluk bu ...
ve bu mutluluğun Lacivert'i sensin.
Thursday, 28 November 2013
Oyalanma.
Bana bir mucize gerek... En saf haliyle.
Kalbim kırılmadan, gözlerim dolmadan, olduğu gibi, yalansız, çıkarsız...
Öyle bir mucize olsun ki, dünümle gurur duysun, yarınımla hayal kursun.
"Gitmiyorum bir yere" desin, tutsun elimden sıkı sıkı; hiç bırakmamacasına...
İlk vasfı "adam" olmak olsun, gerisini boşverebileyim.
Ayağı sağlam bassın, kalbi harbi sevsin.
Benim mucizeye ihtiyacım var...
O mucizenin senin olmana ihtiyacım var.
Ya oyalama, ya oyalanma artık...
Kalbim kırılmadan, gözlerim dolmadan, olduğu gibi, yalansız, çıkarsız...
Öyle bir mucize olsun ki, dünümle gurur duysun, yarınımla hayal kursun.
"Gitmiyorum bir yere" desin, tutsun elimden sıkı sıkı; hiç bırakmamacasına...
İlk vasfı "adam" olmak olsun, gerisini boşverebileyim.
Ayağı sağlam bassın, kalbi harbi sevsin.
Benim mucizeye ihtiyacım var...
O mucizenin senin olmana ihtiyacım var.
Ya oyalama, ya oyalanma artık...
Tuesday, 19 November 2013
Ne fark var?
Birinin senden üstün olduğu kanısına nasıl varabilirsin ?
Sende iki tane de, onda altı tane mi göz?
Sen yürürken, o uçabiliyor mu?
Hayat dediğin şey bir koşu bantıdır.
Kimileri daha az gıcırdayan bir bantta seyrediyor hayatı, kimileri daha kötü.
Bir yerlere koşuyor gibi gelse de olduğu yerde sayıyor herkes. Kimileri hayaline koşuyor, kimileri kaçışta... ama herkes o bantta ve ilerlemeden koşuyor durmaksızın.
Anlamıyorum ki nedir insanların derdi. Geldik, gidiyoruz. Hayat bundan ibaret işte. Oksijeni aynı tüketiyorsun, aynı suyu içiyorsun, aynı dünyada yaşıyorsun ama bazıları bizden farklıymış. Benim iki kolum var, senin kaç tane?
Hayat birilerimize daha adil davranmış, hepsi bu. Çıkarır acısını yakında zaten.
Hepimiz öleceğiz, hepimizi toprağa gömecekler.
Senden benim ne farkım var?
Benden senin ne farkın var?
Sende iki tane de, onda altı tane mi göz?
Sen yürürken, o uçabiliyor mu?
Hayat dediğin şey bir koşu bantıdır.
Kimileri daha az gıcırdayan bir bantta seyrediyor hayatı, kimileri daha kötü.
Bir yerlere koşuyor gibi gelse de olduğu yerde sayıyor herkes. Kimileri hayaline koşuyor, kimileri kaçışta... ama herkes o bantta ve ilerlemeden koşuyor durmaksızın.
Anlamıyorum ki nedir insanların derdi. Geldik, gidiyoruz. Hayat bundan ibaret işte. Oksijeni aynı tüketiyorsun, aynı suyu içiyorsun, aynı dünyada yaşıyorsun ama bazıları bizden farklıymış. Benim iki kolum var, senin kaç tane?
Hayat birilerimize daha adil davranmış, hepsi bu. Çıkarır acısını yakında zaten.
Hepimiz öleceğiz, hepimizi toprağa gömecekler.
Senden benim ne farkım var?
Benden senin ne farkın var?
Thursday, 14 November 2013
O gün gelip de...
O gün gelir mi, yalnızca benim için serseri serseri gülümseyeceğin?
O gün gelir mi, yalnızca benim için o kapıdan gireceğin ve gözlerimin içine bakacağın?
Gözlerime bak ve susalım saatlerce...
Sen bana gülümse, ben sana şiirler yazayım destanlarca...
Sen yine dayanamaz espriler yapar, güldürürsün beni gerçi.
Ya ben dayanamayıp ellerimi ellerine dolarsam?
Ya görürlerse bakışını bana?
Ya o gün geldiğinde ayırırlarsa birbirine dolanmış ellerimizi?
Ya o gün gelip de bana "seni seviyorum" dersen...
ve ben gidemezsem...
...
Sen gel yeter ki ve gülümse bana.
Ben sana şiirler yazayım destanlarca.
Sonra sen güldür beni yine.
Sonra ben ellerine dolayayım ellerimi.
Sen yeter ki yalnızca bana gülümse serseri serseri...
O gün gelir mi, yalnızca benim için o kapıdan gireceğin ve gözlerimin içine bakacağın?
Gözlerime bak ve susalım saatlerce...
Sen bana gülümse, ben sana şiirler yazayım destanlarca...
Sen yine dayanamaz espriler yapar, güldürürsün beni gerçi.
Ya ben dayanamayıp ellerimi ellerine dolarsam?
Ya görürlerse bakışını bana?
Ya o gün geldiğinde ayırırlarsa birbirine dolanmış ellerimizi?
Ya o gün gelip de bana "seni seviyorum" dersen...
ve ben gidemezsem...
...
Sen gel yeter ki ve gülümse bana.
Ben sana şiirler yazayım destanlarca.
Sonra sen güldür beni yine.
Sonra ben ellerine dolayayım ellerimi.
Sen yeter ki yalnızca bana gülümse serseri serseri...
Monday, 11 November 2013
Beğenmiyorsan "GİT"
Evet, beğenmeyen gidiyor hayatta. Trip atmak olarak algılanmamalı bu. Herkes herşeyi tolere edecek diye bir kural yoktur.
Küçüklükten tanıyıp, sonra tavrını, fikrini kendime yakın bulmadığım ve bu sebeple görüşmediğim bir çok kişi var. Beğenmedim, gittim hayatlarından.
Johnny Depp filmini yalnızca Johnny Depp olduğu için sevemem, bir Johnny Depp filminden, filmin yarısında, sıkıldığım için gittim.
Bir çok ortama girdim, bir çok insan tanıdım, beğendiklerim yanımdadır, beğenmediklerimden gittim.
Diyeceğim o ki, kimse, insanın kendi kendine uydurduğu "kibarlık" veya "adet" gibi saçmalıklar yüzünden dayatmaları tolere etmek zorunda değil. Beğenmediğin ne varsa, bırak-gitsin.
Değiştirmeye çalışmak, ego tatmininden başka birşey değildir. Kişi önce kendini değiştirmeli. Beğenmediğin huylarını bırak gitsin, yenilerine yer açılsın.
10 Kasım'dı dün. 75 senedir her sene, aynı saatte çalan sireni, sanki hayatlarında ilk defa duyuyormuş gibi yapan insanlar gördük. Nasıl bir nefretse, hakaret üstüne hakaret duyduk. 09:05'de çalacak siren için "Çalmasın, uyuyoruz!" yazabilmek için sosyal medyaya, sabah 08:00'de kalkmış bu insanlar. O siren 175 sene de geçse çalacak. Eğer beğenmiyorsan, git.
Örnek vermek gerekirse, yukarıdaki örnekte bahsettiğim zihniyet ele geçirmiş ülkeyi. Beğenmedim, gidiyorum.
Küçüklükten tanıyıp, sonra tavrını, fikrini kendime yakın bulmadığım ve bu sebeple görüşmediğim bir çok kişi var. Beğenmedim, gittim hayatlarından.
Johnny Depp filmini yalnızca Johnny Depp olduğu için sevemem, bir Johnny Depp filminden, filmin yarısında, sıkıldığım için gittim.
Bir çok ortama girdim, bir çok insan tanıdım, beğendiklerim yanımdadır, beğenmediklerimden gittim.
Diyeceğim o ki, kimse, insanın kendi kendine uydurduğu "kibarlık" veya "adet" gibi saçmalıklar yüzünden dayatmaları tolere etmek zorunda değil. Beğenmediğin ne varsa, bırak-gitsin.
Değiştirmeye çalışmak, ego tatmininden başka birşey değildir. Kişi önce kendini değiştirmeli. Beğenmediğin huylarını bırak gitsin, yenilerine yer açılsın.
10 Kasım'dı dün. 75 senedir her sene, aynı saatte çalan sireni, sanki hayatlarında ilk defa duyuyormuş gibi yapan insanlar gördük. Nasıl bir nefretse, hakaret üstüne hakaret duyduk. 09:05'de çalacak siren için "Çalmasın, uyuyoruz!" yazabilmek için sosyal medyaya, sabah 08:00'de kalkmış bu insanlar. O siren 175 sene de geçse çalacak. Eğer beğenmiyorsan, git.
Örnek vermek gerekirse, yukarıdaki örnekte bahsettiğim zihniyet ele geçirmiş ülkeyi. Beğenmedim, gidiyorum.
Wednesday, 6 November 2013
Yetti be..!
Artık tahammülüm kalmadı insanlara. Kör gözleriyle herşeyi gördüklerini iddia etmelerine tahammül edemiyorum!
Tutmuşlar bir ilüzyonun ucundan, çeken çekene! Senin istediğin özgürlük değil arkadaş! Sen bildiğin köleliğin peşindesin! Senin inandığın saçmalıklar yüzünden, ben kendimi sansürleyemem.
Sana bir isim söylüyoruz, anana avradına yedi ceddine hakaret edilmiş tepkisi veriyorsun.
Sana tahammül ediyoruz, tepemize çıkıyorsun.
Sana teslim oluyoruz, hala ezikleri oynuyorsun.
Kendinle çelişiyor, bize suç atıyor, kendini işin içinden sıyırmaya çalışıp, tüyü dikiyorsun.
Senden, ondan, hepinizden ayrı ayrı hazetmiyorum. Ne haliniz varsa görün, ben gidiyorum!
Tutmuşlar bir ilüzyonun ucundan, çeken çekene! Senin istediğin özgürlük değil arkadaş! Sen bildiğin köleliğin peşindesin! Senin inandığın saçmalıklar yüzünden, ben kendimi sansürleyemem.
Sana bir isim söylüyoruz, anana avradına yedi ceddine hakaret edilmiş tepkisi veriyorsun.
Sana tahammül ediyoruz, tepemize çıkıyorsun.
Sana teslim oluyoruz, hala ezikleri oynuyorsun.
Kendinle çelişiyor, bize suç atıyor, kendini işin içinden sıyırmaya çalışıp, tüyü dikiyorsun.
Senden, ondan, hepinizden ayrı ayrı hazetmiyorum. Ne haliniz varsa görün, ben gidiyorum!
Wednesday, 23 October 2013
Size de öyle gelmiyor mu?
"Amaç" kavramı yalnızca bir ilüzyon gibi. İnsan olarak varoluş nedenimizi sorgulamaktaki tek sebep, kendimizi üstün yaratıklar olarak görmeye çalışma ve egomuzu tatmin edebilme dürtüsü.
Bir panda, mesela, doğar, yer-içer, ürer ve ölür. Bir insan için hayat neden farklı olmalı ki? Pandada ego yok çünkü.
Biz insanlar, kendimizce birşeyler uydurup, bunları "bilmemek ayıp" veya "edinmemek ayıp" kategorisine yerleştirip, yeni doğanlara dayatıyoruz. Ahlak gibi. Matematik gibi. Din gibi. Para gibi. Mülk gibi. Sonra, "herkesin bu hayatta bir amacı var" veya "herkesin bir amacı olmak zorunda" gibi türlü uyduruk kaydırık, ilüzyonu yaşamaya iten, emirler yüzünden insanlar salak saçma "amaçlar" arar oluyor. Derken, esasen yaptıklarının hiç bir boka yaramadığını anladığında (hayat kurtarma haricinde) (gerçi herkes birgün ölecek ama...) depresyon diye tabir edilen ve genel olarak toplumca yalan olduğu düşünülen hastalığa sürükleniyor insanlar.
Evrime inanan ve son günlerde Darwinciler olarak adlandırılan bizler de bu ilüzyon perdesinden muzdaripiz. Neden? Çünkü, gerçekler acıdır. Aga, doğduk, başımıza geleni çekiyoruz, öleceğiz. Hayatımızdaki tek amaç da üremek. Bu kadar ego, bu kadar "amaç" bilmem ne; hikaye.
Yani, ister dindar ol, ister agnostik, ister ateist, ister zıkkım-ist, ya da Cem Yılmaz'ın dediği gibi ister krem peynire tap, durumun ne olduğunu göremiyoruz.
Depresyonda falan da değilim. Yalnızca, sizin inandığınız zırvalar bana mantıklı gelmiyor.
İnsanoğlunun, bu kadar yarattığı felaketleri düşünerek, bu kadar verdiği zararları düşünerek; ne gibi bir amacı olabilir ki? Dünya'yı yok etmekse amaç, doğru bir cinsiz. Ha, ama illa bir pozitif amaç düşlüyorsak, kusura bakmayın, bana zırvadır onlar.
Hadi yakşamlar.
Bir panda, mesela, doğar, yer-içer, ürer ve ölür. Bir insan için hayat neden farklı olmalı ki? Pandada ego yok çünkü.
Biz insanlar, kendimizce birşeyler uydurup, bunları "bilmemek ayıp" veya "edinmemek ayıp" kategorisine yerleştirip, yeni doğanlara dayatıyoruz. Ahlak gibi. Matematik gibi. Din gibi. Para gibi. Mülk gibi. Sonra, "herkesin bu hayatta bir amacı var" veya "herkesin bir amacı olmak zorunda" gibi türlü uyduruk kaydırık, ilüzyonu yaşamaya iten, emirler yüzünden insanlar salak saçma "amaçlar" arar oluyor. Derken, esasen yaptıklarının hiç bir boka yaramadığını anladığında (hayat kurtarma haricinde) (gerçi herkes birgün ölecek ama...) depresyon diye tabir edilen ve genel olarak toplumca yalan olduğu düşünülen hastalığa sürükleniyor insanlar.
Evrime inanan ve son günlerde Darwinciler olarak adlandırılan bizler de bu ilüzyon perdesinden muzdaripiz. Neden? Çünkü, gerçekler acıdır. Aga, doğduk, başımıza geleni çekiyoruz, öleceğiz. Hayatımızdaki tek amaç da üremek. Bu kadar ego, bu kadar "amaç" bilmem ne; hikaye.
Yani, ister dindar ol, ister agnostik, ister ateist, ister zıkkım-ist, ya da Cem Yılmaz'ın dediği gibi ister krem peynire tap, durumun ne olduğunu göremiyoruz.
Depresyonda falan da değilim. Yalnızca, sizin inandığınız zırvalar bana mantıklı gelmiyor.
İnsanoğlunun, bu kadar yarattığı felaketleri düşünerek, bu kadar verdiği zararları düşünerek; ne gibi bir amacı olabilir ki? Dünya'yı yok etmekse amaç, doğru bir cinsiz. Ha, ama illa bir pozitif amaç düşlüyorsak, kusura bakmayın, bana zırvadır onlar.
Hadi yakşamlar.
Saturday, 19 October 2013
Masa lambası...
Yorgunluktan uyuyamamanın ne demek olduğunu, üzüntüden ağlayamadığımda anladım.
Bir masa lambası, tek bir masa lambası, gözlerimi doldurdu; fotoğraftaki.
Göğsüm daraldı, duvarlar üzerime yıkıldı sanki.
"Evim" artık benim değil. Artık bir evim yok.
Yabancı olduğum bu dört duvar buz gibi... Bana ait olan tek şey, iki parça eşya ve aynaya baktığımda hala burada görmeye alışamadığım ben.
Sokağa çıktığımda bildiğim yolları yürüyorum, turist gibi.
Sevgili bile istemiyorum, çünkü aklımda hala aynı şey var; nasılsa döneceğim, iki günlük sevgiliyi ne yapayım. Sonra hatırlıyorum ki artık dönüş yok. Bu yine de sevgili istemek için iyi bir sebep değil benim için, zira eğer sevgilim olursa, burada kalmayı kabullendim demektir... ve ben teslim olursam, sonum olur.
Yalnızlıkla değil, hasretle uğraşıyorum. İçimi kemiriyor, her sabah kalktığımda odamı görememek.
Camdan baktığımda, misafirliğe gelmiş gibiyim, turist gözüyle etrafı izliyorum.
Dönsem ne yapacağım?
Para... Lanet olasıca para.
Anlaşılan bazılarımıza hasret hiç bitmeyecek...
Üzüntümü anlayamazsınız. Yaşamayan anlayamaz. Empati bile kuramazsınız, benzerini yaşamadıysanız.
Dedim ya, yorgunluktan uyuyamamanın ne demek olduğunu, üzüntüden ağlayamadığımda anladım.
Bir masa lambası, tek bir masa lambası, gözlerimi doldurdu; fotoğraftaki.
Göğsüm daraldı, duvarlar üzerime yıkıldı sanki.
"Evim" artık benim değil. Artık bir evim yok.
Yabancı olduğum bu dört duvar buz gibi... Bana ait olan tek şey, iki parça eşya ve aynaya baktığımda hala burada görmeye alışamadığım ben.
Sokağa çıktığımda bildiğim yolları yürüyorum, turist gibi.
Sevgili bile istemiyorum, çünkü aklımda hala aynı şey var; nasılsa döneceğim, iki günlük sevgiliyi ne yapayım. Sonra hatırlıyorum ki artık dönüş yok. Bu yine de sevgili istemek için iyi bir sebep değil benim için, zira eğer sevgilim olursa, burada kalmayı kabullendim demektir... ve ben teslim olursam, sonum olur.
Yalnızlıkla değil, hasretle uğraşıyorum. İçimi kemiriyor, her sabah kalktığımda odamı görememek.
Camdan baktığımda, misafirliğe gelmiş gibiyim, turist gözüyle etrafı izliyorum.
Dönsem ne yapacağım?
Para... Lanet olasıca para.
Anlaşılan bazılarımıza hasret hiç bitmeyecek...
Üzüntümü anlayamazsınız. Yaşamayan anlayamaz. Empati bile kuramazsınız, benzerini yaşamadıysanız.
Dedim ya, yorgunluktan uyuyamamanın ne demek olduğunu, üzüntüden ağlayamadığımda anladım.
Wednesday, 16 October 2013
Komünist olmanın esas sebebi..
Bir işçi neden komünist olur, biliyor musun?
Ay sonunda cebine girecek paradan ona bir kaç paket sigara parası kaldığı için. Hayatı boyunca elde edebileceği tek lüksü odur. Bir kaç paket sigara. Halbuki alın teriyle kazandığı parası, karşılığını tamamiyle almadığı şeylere gider. Doğalgaz çok gelmesin diye üşür evinde; faturasına gider parası.
Haftada bir kez yıkanırlar ki su parası gelmesin; o fatura yine çok gelir.
Çocuğu varsa şayet, birşeyler ister, ihtiyacı vardır; çocuğa gider para.
Karısı vardır, yemek pişirecektir; pazara gider para.
Saatlerce çalışır, uyumadan uyumaya kullandığı evin kirasına gider para.
İşe gitmek için bindiği otobüse gider para.
Hastalanmaya korkarlar ailecek, çünkü tedaviye, ilaca para mı dayanır?
Kapitalist sistemde yaşıyorsan eğer, ölümün bile masraftır.
Gel de devrim isteme..!
Ay sonunda cebine girecek paradan ona bir kaç paket sigara parası kaldığı için. Hayatı boyunca elde edebileceği tek lüksü odur. Bir kaç paket sigara. Halbuki alın teriyle kazandığı parası, karşılığını tamamiyle almadığı şeylere gider. Doğalgaz çok gelmesin diye üşür evinde; faturasına gider parası.
Haftada bir kez yıkanırlar ki su parası gelmesin; o fatura yine çok gelir.
Çocuğu varsa şayet, birşeyler ister, ihtiyacı vardır; çocuğa gider para.
Karısı vardır, yemek pişirecektir; pazara gider para.
Saatlerce çalışır, uyumadan uyumaya kullandığı evin kirasına gider para.
İşe gitmek için bindiği otobüse gider para.
Hastalanmaya korkarlar ailecek, çünkü tedaviye, ilaca para mı dayanır?
Kapitalist sistemde yaşıyorsan eğer, ölümün bile masraftır.
Gel de devrim isteme..!
Wednesday, 9 October 2013
Uyanış!
Kışın ortasında, her an kar yağacak umudu taşımaktır, yaşamak.
Her an o sabırsız bekleyiş ve hüzün, hiddet, sıkıntı... her dakika kar yağmadığında.
Sonra bir sabah uyandığında, sonunda her yer bembeyazdır.
Şen, şakrak, mutlu, neşeli ve zafer kazanmışçasına dimdik dışarı çıkar, kar topu oynarsın.
Sen mutlu olurken, evi olmayan kimselerin donarak öldüğü haberleri yayınlanır.
Bazı hayvanlar da keza soğukla mücadele edememiştir.
Dışarı çıkmak bir zor zanaate dönüşmüştür artık, soğuktan.
Her gün trafik kazasında onlarca kişi yaralanıyordur.
Tüm bunlar yaşanırken, duysan da görsen de sana okadar uzaktır ki.
Çünkü yaşamak öyle birşey, anlık mutluluklar önemlidir sadece.
Sen küçük bir kardanadam yaptın,
ve karla ilgili hayallerini gerçekleştirdin, böylece.
Yanlış anlaşılmayayım, otur her dakika şükret demiyorum.
Bu kadar ben odaklı olmamalı insan, yalnızca.
Umutsuzluğun ortasında, her an Berkin Elvan uyanacak umudu taşı sen,
O uyanırsa, hiç bir felaket yaşanmaz, mesela.
En büyük hüznün 7 canımızın ölümü olsun,
En büyük hiddet, O canlarımıza kıyanlara...
Tek sıkıntın, yardım edememek,
Tek sabırsızlığın, devrimi beklemek..!
_______________________________________________________________________
Hala, gözleri kapalı hayatı sürmeye çalışan şoförlere,
Hala, bizi yargılayanlara,
Hala, bizi vuranlara,
Hala, canımızı yakanlara yazdım bunları.
...ve tabii ki, kıydıkları canlarımıza...
Monday, 7 October 2013
Denize ...
Buz gibi bir havada, martıların şarkısı...
Dalgalar kaldırım taşlarını yıkarken, hem kaçamak, hem pırıl pırıl parlayan güneş ışığı ve çok uzaklarda kapkara bulutlar.
İşte böyle bir sabah, üşümüş ellerim, incecik bir kabanın ceplerini yumru yumru sıkıştırmıştı, sanki sıcaklığı, bırakırsa kaçacaklar gibi.
Tekne yanaştı sahile. Binsen bir türlü, binmesen bir türlü.
O yaklaşıncaya kadar, bulutlar geldi üzerimize. Yağmur şakır şakır yağar... Teknenin ucu bir aşağı, bir yukarı... "Ölürdüm, düşseydim eğer..."
Belki bir kaç saat sonra, güneş yine pırıl pırıl tepede. Bulutlar gitmiş. Yağmurun kokusu kalmış geriye.
Hava buz gibi, deniz dalgalı. Soğuktan titreyen ellerimde sigara ve aklımda tek bir düşünce; "Ölürdüm, düşseydim eğer..."
Dalgalar kaldırımları yıkıyor. Rüzgar hiç sakinleşmedi, ama şimdi denizin rengi yeşil-mavi...
Turkuaz güzelliğine aşık olduğum denize bakakaldım.
Aklımdan geçen tek düşünce şuydu o anda; "Ölürdüm, düşseydim eğer... Sana kızamazdım bile, ölseydim eğer... O kadar güzelsin ki..!"
Friday, 27 September 2013
Tuncel abiye...
Sonu olmayan bir matemde herkes...
Bitmiyor ölüm, karanlık, kara... "Etme!"
Yıldız kaymadı, GÜNEŞ battı bu kez...
Umutsuz kaldım.
Canım dağlandı, yeter!
Hergün bir başka kara haber...
Evimde bir matem havası...
ve göğsüm sıkıştı...
Nefessiz kaldım.
Her GÜNEŞ batıyor ne de olsa,
Gün son bulduğunda...
Gece yağıyor üstüme üstüme,
Güneşsiz kaldım...
"Herkes ölür yeğen!
Kimi toprağa gömülür,
Kimi yüreğe..!"T.K.
Yılmaz abiye selam söyle bizden!
Mekanın O'nun yanı olsun büyük insan!
Kalbimize gömdük seni, bilesin!
Saturday, 31 August 2013
Tears and smiles...
It's been how long? I'm still expecting to wake up in my "old" room.
Films are not helping.
Rain certainly doesn't help either.
I'm homesick and I don't know how to get over this...
By all means, "friends", feel free to come in to my life at any time!
This weigh on my chest again, keep getting heavier.
Trying to convince myself that the life will be better...
How can it not? This house is prettier!
Got a garden that has cats and kittens in it!
Even pink roses and god knows how many more flowers!
It's usually sunny outside! Everyone is cheerful to be neighbours!
But it's not my home... Not my flowers, not my room, not my neighbours.
Outside I feel strange to what I see.
Inside I feel like in a deep, endless hole, pulling me in more and more everyday.
After everything I've went through and I've achieved,
I've ended up in this shit-hole again.
Helpless tears and kindness smiles...
All over again.
Oh I wish I could've stayed..!
Films are not helping.
Rain certainly doesn't help either.
I'm homesick and I don't know how to get over this...
By all means, "friends", feel free to come in to my life at any time!
This weigh on my chest again, keep getting heavier.
Trying to convince myself that the life will be better...
How can it not? This house is prettier!
Got a garden that has cats and kittens in it!
Even pink roses and god knows how many more flowers!
It's usually sunny outside! Everyone is cheerful to be neighbours!
But it's not my home... Not my flowers, not my room, not my neighbours.
Outside I feel strange to what I see.
Inside I feel like in a deep, endless hole, pulling me in more and more everyday.
After everything I've went through and I've achieved,
I've ended up in this shit-hole again.
Helpless tears and kindness smiles...
All over again.
Oh I wish I could've stayed..!
Thursday, 30 May 2013
Bencillik çiiieeeekkk!
Hayat bazen beni çok yoruyor...
Kalbim kırık, başım eğik, sahipsiz bir köle gibiyim bu günlerde. Nereye gitsem bir fazlalıkmışım hissi...
Nefes almam bir hata, sanki duvarlar üstüme üstüme geliyor, boğuluyorum.
Alıngan ruh halim, sıkkın canım, it muamelesi gördüğüm yegane insan ve ben, bavulları sırtlandık gidiyoruz...
Kendimi Cem Karaca şarkısının ithaf edildiği kişi gibi hissediyorum. Cehenneme doğru yola çıktık, gidiyoruz.
Mutsuzum. Umut Sarıkaya'ya rakip oldum hatta. Mutsuzum arkadaşım. Ülke çalkalanırken, kendi derdime düşecek kadar bencil bir insana dönüştüm; çünkü mutsuzum. Politik değil mutsuzluğum, şahsi-manevi ve sonu -i ilen biten bi kaç şey daha işte. İşin özü şu: birileri kalbimi kırıyor...
Wednesday, 8 May 2013
Artık vedalar... Hoşçakal yalnızlıklar!
Heyecanım hissetmeme engel oluyor,
Aklımda korku hakimken, kalbim hızla vuruyor!
Ne ilk olacak, ne de son, umarım...
Tek söyleyebileceğim "bu kız yine taşınıyor"!
İngiltere'den ayrılırken hatıralarla dolu olacak bavulum...
Ne ilkler yaşadım, ne sonlar, ne umutlar, ne hüsran...
Yine de genelde mutluyum, çünkü ne gözyaşlarımı unuturum,
Ne az daha gecenin karanlığında sokaklarda kalışımı, bir an.
Çok şeyler olacak bavulumda, kıyafetlerimin yanında!
Çok şeyler öğretti bana bu şehir, insanlar, yaşanılanlar!
Yepyeni bir sayfayla "merhaba" diyerek bineceğim o uçağa;
Bu kez tek gidiş alınan biletim çantamda!
Dönüyorum, ey ahali! Duymayana iletile!
Bu kez bambaşka bir "ben" geliyor O şehire!
Tekrar tanışırsak, beni mutlu edersiniz...
Yada gitmek isterseniz, siz bilirsiniz.
Sekiz seneye çok şeyler sığdırdım.
Şimdi artık veda vaktidir.
13 Haziran'a bilet aldım,
Artık vedalar... Hoşçakal yalnızlıklar!
Bir iki insanımız var, gerisi boş.
Bir iki sevenimiz var, gerisi boş.
Gelirseniz başımızın üstüne,
Yeriniz hazır olacak evimizde!
O bir iki kişi bilir kendini,
Teşekkür ederiz sevginize!
Geriye kalanlara artık vedalar var!
Hoşçakal yalnızlıklar!
Wednesday, 13 February 2013
Unutmak.
Artık eskisi kadar Berrak değil sahneler aklımda. Ne kadar düşünsem de hatırlayamıyorum hayatımın önemli kişilerinin, yitip gidenlerin, neye benzediklerini, gülüşlerini, dövüşlerini...
Unuttum sandığım bir anda, izlediğim bir bölümle canım acıdı tekrar. Eski bir diziydi halbuki. Çocukken izledim hep. İzlerdik hep...
Hatırlıyorum diziyi, de yaşananları unutmuşum. Hala hatırlamıyorum benim canımı ne bu kadar yakıyor, tek bildiğim şey ağlıyorum ve ağladıkça daha fazla ağlamak istiyorum.
Canımı acıtan birşey var ve ben çözemiyorum nedir o.
Dizideki aile kadar geniş ve mutlu bir ailem olmadığı mı? O dizideki çocuklar kadar sevilmediğim mi? Dayak mı? Nedir canımı bu kadar yakan şey?
Bir yanım hep acıyacak mı böyle hatırlayamadığım hatıralar yüzünden?
Beni ne kurtarır? Zaman belli ki ilacı olmamış hiçbirşeyin.
Neden ağlıyorum bunları yazarken? Hatta direkt neden ağladığımı irdelemeli.
Ben neden çok sinirli bir insanım? Neden hep savunmaya yelteniyorum kendimi? Neden o duvarlarımı indirmemiyorum aşağıya? Neden güvenemiyorum kimseye?
Neden ağlıyorum ben hala?
Unuttum sandığım bir anda, izlediğim bir bölümle canım acıdı tekrar. Eski bir diziydi halbuki. Çocukken izledim hep. İzlerdik hep...
Hatırlıyorum diziyi, de yaşananları unutmuşum. Hala hatırlamıyorum benim canımı ne bu kadar yakıyor, tek bildiğim şey ağlıyorum ve ağladıkça daha fazla ağlamak istiyorum.
Canımı acıtan birşey var ve ben çözemiyorum nedir o.
Dizideki aile kadar geniş ve mutlu bir ailem olmadığı mı? O dizideki çocuklar kadar sevilmediğim mi? Dayak mı? Nedir canımı bu kadar yakan şey?
Bir yanım hep acıyacak mı böyle hatırlayamadığım hatıralar yüzünden?
Beni ne kurtarır? Zaman belli ki ilacı olmamış hiçbirşeyin.
Neden ağlıyorum bunları yazarken? Hatta direkt neden ağladığımı irdelemeli.
Ben neden çok sinirli bir insanım? Neden hep savunmaya yelteniyorum kendimi? Neden o duvarlarımı indirmemiyorum aşağıya? Neden güvenemiyorum kimseye?
Neden ağlıyorum ben hala?
Thursday, 17 January 2013
Yarım kalmış bir hikaye...
Yıkık dökük bir düzen bu. Haksız, adil olmayan bir düzen bu. Sen pembe toz bulutlu hayallere daldığında, gerçekle kafa tasını kıran bir düzen bu.
Ciğerine oturur derler, bazı acılar; ciğerime oturdu. Ne kadar küfür varsa, hepsini sıralıyorum teker teker!
Ciğerine oturur derler, bazı acılar; ciğerime oturdu. Ne kadar küfür varsa, hepsini sıralıyorum teker teker!
Saturday, 5 January 2013
Kolay birisi değilim.
Ben kolay birisi değilim geçinmeye.
Arkadaş olmaya, kabul etmeye...
Kolay birisi değilim, boyun eğmeye...
veya kendimi ifade etmeye.
Zordur anlaşmak benimle.
Hani gurur duyduğumdan değil de...
Nefret ettiğimden anlatıyorum.
Belki değişir diye...
Ufacık bir hareketlenme görürsem
Rakip takımda;
Defansa geçerim saniyeler içinde.
Baktım ki orta sahadan geliyor akın akın,
Duvar örerim hemen, içimde...
Zordur birine güvenebilmem...
Ama çok kolay silerim, anında.
Çok seyrektir sildiklerimi düşünmem...
Ama yoklukları dokunmaz bana.
Herkesin hayata bakışı,
Herkesin hayatının akışı farklı tabii.
Benim hayatım bana rahat,
Bana güzel, bana ait.
Ne kimse beni ilgilendirir,
Ne kimseyi benim hayatım.
"Umursamıyorum" ayakları bayattır,
Onu demiyorum.
Benim dediğim kolay birisi değilim,
En iyisi sen kendi rahatına bak.
Boşver sen beni.
Ne gereği var şimdi hayatıma gireceksin,
Sonra gideceksin falan.
Kendi takıntım bana batsın bir tek.
Her günümü gülerek geçireyim,
yeter.
Arkadaş olmaya, kabul etmeye...
Kolay birisi değilim, boyun eğmeye...
veya kendimi ifade etmeye.
Zordur anlaşmak benimle.
Hani gurur duyduğumdan değil de...
Nefret ettiğimden anlatıyorum.
Belki değişir diye...
Ufacık bir hareketlenme görürsem
Rakip takımda;
Defansa geçerim saniyeler içinde.
Baktım ki orta sahadan geliyor akın akın,
Duvar örerim hemen, içimde...
Zordur birine güvenebilmem...
Ama çok kolay silerim, anında.
Çok seyrektir sildiklerimi düşünmem...
Ama yoklukları dokunmaz bana.
Herkesin hayata bakışı,
Herkesin hayatının akışı farklı tabii.
Benim hayatım bana rahat,
Bana güzel, bana ait.
Ne kimse beni ilgilendirir,
Ne kimseyi benim hayatım.
"Umursamıyorum" ayakları bayattır,
Onu demiyorum.
Benim dediğim kolay birisi değilim,
En iyisi sen kendi rahatına bak.
Boşver sen beni.
Ne gereği var şimdi hayatıma gireceksin,
Sonra gideceksin falan.
Kendi takıntım bana batsın bir tek.
Her günümü gülerek geçireyim,
yeter.
Subscribe to:
Posts (Atom)



