"Kaç sene oldu sokaklardayım, değil mi?"
Mahalleli hep bir ağızdan cevapladı; "evet Ayyaş."
"Kaç senedir benden akıl alırsınız da aklınız karışır, adımı ayyaşa çıkarırsınız değil mi?"
Ahali yine "ee?" diye cevapladı Ayyaş'ı.
"Kaç senedir bir yaralı parmağa işemişliğiniz yok! Bari yardım edin de şu çocuğu kurtaralım!"...
*** O günün sabahı ***
Hava hala soğuktu; Ömer hala buz gibi havada incecik kıyafetlerle sokakta, minicik titreyen elleriyle kavradığı mendilleri satmaya çalışıyordu onu görmezden gelen ağabeylere, ablalara... Çaresiz minik Ayyaş'ı görmüş, selam vermişti; sonra yine koyun koyuna, bir dede-torun misali muhabbete dalmıştı Ömer ve Ayyaş.
"İnişli ve çıkışlı benim de hayatım herkesin olduğu gibi. İnişte yukarıyı görmek, yukarıyı hedeflemektir hayatın sırrı; aşağı baktığında daha da inersin kuyunun uçsuz bucaksız kör karanlıklarına zira." dedi Ayyaş Ömer'e. Haftalar sonra ilk kez görüyordu miniği. İlk karşılaşmalarında bütün günü koyun koyuna geçirmişlerdi; Ömer, akşamleyin satamadığı mendiller yüzünden bolca dayak yemişti asıl ayyaş babasından. Ayyaş'a anlattı durumu, yaşlı adamın kalbi kırıldı Ömer'in anlattıklarına. Kendini suçladı.
"Peki amca, sen neden hep bu evin önünde oturuyosun? Kızmıyo mu sana içerdekiler? Ha kızmazlar ki sana! Sen büyüksün di mi?" diye sordu Ömer Ayyaş'a.
"Burada kimse oturmuyor ki küçüğüm" dedi Ayyaş gülen gözleriyle. "Burası benim evim."
"E neden içeride değilsin şimdi? Bak hava soğuk hem!"
"Boşver küçük adam sen bunları, saat geç oluyor yine, mendiller kaldı."
"Aa! Doğru söylüyosun amca! Ben gidiyim!" dedi Ömer. Kaltı ve yürümeye başladı. Sonra arkasını dönüp "Görürüm seni yine di mi?" diye sordu.
"Evet, görüşürüz." dedi Ayyaş miniğe el sallarken.
Burası benim evim... diye tekrarladı içinden Ayyaş kapıya bakıp;
benim içeri girmeye cesaret edemediğim evim...
Hava kararacaktı birazdan. Herkesler yine telaşla adımlarını sıklaştırmaya başlamıştı evlerine doğru. Ayyaş oturduğu yerden kalkarken sendeleyip geri düştü yere. Karşıdaki bakkal efendi görüp yardımına koştu Ayyaş'ın.
"Aman Ayyaş aman, yavaş! Dikkat et be adam kendine biraz! Yaşlandın artık, kapısında yatacağına gir de evinde yat!"
"Sen ne anlarsın be!" diye bağırarak kolunu çekti Ayyaş sinirle.
"Tamam, sen bilirsin. İşine karışmak istemedim ama-"
"Ama herşeyi siz bilirsiniz! 17 senedir sokaktayım, anca gelip dalga geçer, akıl verirsiniz! Bir kere de dediniz mi 'Ayyaş nasılsın? Neden sokaktasın?'. Yok! Biri sendelemeye dursun, hemen bir tekme de siz atıverirsiniz! Yürü git işine bakkal efendi, asabımı bozma benim!"
Bakkal yüzü önde; Ayyaş'ın doğru söylediğini bildiği için de birşey demeden geri girdi bakkalına, sessizce.
"Heh. Anca sus, git. Anca aşağılayın anlamayınca insanları! Siz bilirsiniz herşeyin doğrusunu! Ahmet ulan benim adım! Ayyaş'a çıkarttınız içmeyen adamın adını! Ne ayyaşlar var etrafınızda! Görmeyin siz! ..." diye söylene söylene gitti evinin önünden Ayyaş..
Akşam olmuştu artık. Başka bir yol kenarı buldu kendine; oturdu durduğu yere. Hâla homurdanıyordu kendi kendine Ayyaş.
"Hişt! Ayyaş!" diye bağırdı mahalleninin biri.
"Sensin o! Ahmet benim adım, Ahmet!" diye bağırdı adama sinirle.
"Bu çocuk seni arıyomuş!" dedi adam, yanında paramparça kıyafetleriyle, kanlar içinde yüzüyle ağlaya ağlaya Ayyaş'a koşan çocuğu göstererek.
"Ömer?" dedi Ayyaş tereddütle.
"Amca! Babam dövdü! Kaçtım ben! Koştum taaa evden!" dedi boynuna atlayıp Ayyaş'ın.
"Ne oldu neden dövdü?" diye sordu Ayyaş. Sonra etrafta film var gibi izleyen mahalleliye dönüp "biriniz de bakacağına bir su getirsin! Ne salak insanlarsınız!" diye bağırdı.
Ömer suyunu içtikten sonra biraz nefes alıp anlatmaya başladı olan biteni.
"Ben seni anlatmıştım babama, çok iyi bi amca demiştim. 'Gitmicen yanına' diyip dövmüştü. Ondan gelmedim ben kaç gün. Üzülürsün diye. Sonra bugün geç kaldım mendilleri satamadım diye. 'Nerdeydin' dedi, 'o amcanın yanına gittim baba dövme' dedim. Sonra dövdü! Çok vurdu! Annem olsaydı dövmezdi!" diye tekrar ağlamaya başladı Ömer. O arada etrafa doluşan bir kaç kişilik kalabalığı yarıp birisi geldi Ömer'in yanına.
"Seni piç kurusu seni! Demek evden kaçarsın ha! Yürü eve gidiyoruz!"
Ömer korkudan leş gibi alkol kokan adamın yanına gitti. Adam herkesin içinde döve döve sürüklemeye başladı Ömer'i.
"Dur be adam dur! Allah belanı versin senin! Vurma çocuğa!" diye bağırdı Ayyaş. Adam durdu. Ömer'i bıraktı, Ayyaş'ın yanına gitti.
"Bişey mi dicen moruk?"
"Evet!" dedi Ayyaş, duvara tutuna tutuna ayağa kalkmaya çalışırken.
"Ya bas git, sen kimsin? Haaa bu salağın anlattığı moruk sen misin yoksa?"
"Evet benim! Bıraksana çocuğu be leş kargası!" diye bağırdı tekrar Ayyaş. Ayağa kalkabilmişti bu sefer, dimdik duruyordu kapı gibi adamın karşısında.
"Hadi be! Gel de durdur!" dedi adam. Ayyaş'ı itti. Ayyaş yere düştü. Düşerken başını çarpmıştı zavallı adamcağız. Mahalleli Ayyaş'ın yanına koştular.
Ayyaş ayıldığında neler olduğunu hatırlaması biraz zaman aldı. Ömer'i kurtarması lazımdı; ama tek başına bunu başaramazdı.
Mahalleli zaten birşey yapmaya korkar diye düşündü. Sonra zorla ayağa kalkıp, bir umut mahalleliye döndü.
"Kaç sene oldu sokaklardayım, değil mi?"
Mahalleli hep bir ağızdan cevapladı; "evet Ayyaş."
"Kaç senedir benden akıl alırsınız da aklınız karışır, adımı ayyaşa çıkarırsınız değil mi?"
Ahali yine "ee?" diye cevapladı Ayyaş'ı.
"Kaç senedir bir yaralı parmağa işemişliğiniz yok yani! Ne ee? Bari yardım edin de şu çocuğu kurtaralım!"...
"Yav Ayyaş, kafanı vurdun da aklın mı gitti? Adamın çocuğu, ister sever, ister döver. Bize ne?" dedi kalabalıktan biri.
"Püü senin adamlığına!" dedi Ayyaş.
"Süleyman haklı Ayyaş efendi." dedi bi kadın; "sen mi kurtaracan dünyayı? Ararız polisi olur biter!"
Ayyaş'la aynı fikirde olan, çocuğun haline acıyan bi kaç kişi etraftan sora sora izini buldular Ömer'in; yanlarında Ayyaş. Kalanlar da polisi aradılar. Hep beraber kapıya dayandılar.
Ayyaş ve yanındaki mahalleliler kapıyı çalarken polis geldi. İçeriden adamı ve Ömer'i çıkarırlarken Ömer ve Ayyaş'ın gözleri deydi birbirine.
"İyi olacaksın minik!" diye söz verdi Ayyaş, Ömer'e.
Ömer gülümseyerek bindi polis arabasına.
Ayyaş, polislerin onu çocuk esirgeme kurumuna vereceğinin farkındaydı; orada yaşananların da. Sonra;
"Hep yukarıyı gör Ömer! Aşağı bakma!" diye bağırdı polis arabasının arkasından Ayyaş. Yapabileceği hiçbir şey yoktu şuanda...