Monday, 14 March 2016

anKARA

Sevgili devlet büyükleri, sevgili kocaman adamlar; merhaba.

Cümlelerime başlamadan önce ne sağcı ne solcu, birşeyist olduğumu belirtmek isterim.

Sizlerle ben hayallerimi paylaşmak istiyorum.

Ben çocukken Luz Clarita diye bir Brezilya dizisi vardı. Oradaki yetim kız hep ezilir, hep aşağılanırdı da ben ona hep ağlar üzülürdüm. Kiminin mayasında var sanırım... Sonradan ekilmiyor.

Maddi olarak çok muhteşem yaşadığımız yıllar da oldu, rezil rüsva yaşadığımız da. Derdim her zaman günde bir 15 dakika bile olsa gülümseyebilmekti benim. Elim ayağım tuttuğu sürece, ölmediğimiz sürece, en dibi de görsek basar çıkarız evelallah. Biraz çalışarak, biraz yardımlarla, çok çalışıp, gecemi gündüzüme katıp okudum, eğitimimi tamamladım.

Eğitimini aldığım meslek haricinde ne kadar alakasız iş varsa yaptım, yapıyorum. Önemli olan iştir, eve ekmek girdiği müddetçe, namusumla, alın terimle kazandığım müddetçe hiç dert etmem, yaparım.

Annem ve sevgili kedimiz Çapul ile birlikte bir hayat sürerken, canımdan öte sevdiğim nişanlım ile bir aile kurma kararı aldık, emin adımlarla ilerliyoruz.

Gelinlik bakıyoruz, mobilya bakıyoruz, çocuklarımızın isimlerini düşünüyoruz, derdimiz gediğimiz günde 15 dakika gülümseyebilmek, faturalarımızı-kiramızı ödeyebilmekten ibarettir.

En sevdiğimiz filmi, en beğendiğimiz şarkıyı tartışıp, benim canımın doğum gününde ne hediye alacağım, düğüne kadar kaç kilo verebileceğim gibi sıkıntılarla boğuşuyoruz. Ha maddi sıkıntılar yok mu? Olmaz mı! Önemli olan maneviyattır ama, para gelir geçer, bir şekilde hallediliyor.

Dün gece sakin sakin oturup survivor izlemeye hazırlanırken maaile, şöyle bir sosyal medyaya baktım ki kıyametler kopmuş. Ciğerime taş oturdu. İnanır mısınız, ağlamaktan uyuyamadım.

3 oldu, katliam oldu, olan gençlere oldu, kalanlara oldu ...

Kimin yasını tutacağımızı bilemiyoruz artık; benim gibi bir kaç bin kişi daha...

Neyse, ağlaya ağlaya sabahı sabah ettim, kalktım işe gittim.

Akşam işten dönerken (Kadıköy'de çalışıyorum), hızlı hızlı yürüdüğümü farkettim, "ya hızlıca bombaya gidiyorsam?" diye düşünüp durdum. Kendi kendime oyalandım, bende olmayan telefona kılıf falan baktım bir telefon ıvır zıvırı satan yerde. Cebimde zaten 2,25TL var, o da anca dolmuş param, birşey alacağımdan değil işte.

Sonra durduğum yerde çevreme bakındım. Bilir misiniz, Kadıköy hep kalabalıktır. "Ya şimdi burada patlarsa bomba, ya tam tersi iş yapıyorsam?" diye düşünerek hızlıca dolmuş durağına gittim.

Dolmuşa bindikten sonra canımdan öte sevdiğim nişanlıma "ben sağ sağlim dolmuşa bindim, çıkınca hayatta olduğunu haber et" diye mesaj attım.

Biraz önce, Ankara'da yaşayan bir arkadaşıma ise "belki sıra İstanbul'dadır, seni çok sevdiğimi unutma, ölüm var kalım var" diye mesaj attım.

Evden helallik almadan çıkamıyoruz artık sevgili büyükler.

Biz, ben, ölmek istemiyoruz!

Dün o parkta oturan, YGS'den çıkmış gencecik çocukların da böyle hayalleri, istekleri, hedefleri vardı; keza otobüs bekleyenlerin de.

Katledilen insanlar bir sayıdan ibaret değil; her biri bir dünya, her biri birilerinin evladı, kuzusu, birilerinin sevdiceği, canından öte sevdiği ...

Senin benim gibi etten kemikten, hayalden, hayattan ibaret insanlar öldü. O insanlar paramparça öldüler. Kolu bir yerde, bacağı bir yerde.

Biz, ben, ölmek istemiyoruz!

Yerin dibine batsın ölüm getiren herşey! Bize kıydırmayın. Biz sayı değiliz. Siz de öyle.

Yeter..! Bir daha bomba patlamaması için ne gerekiyorsa yapın ve artık ağlayarak uyumayalım.