Monday, 23 April 2012

Öylesine bir gün bugün.

Yağmur yağdı. Heryer ıslak. Yerler ıslak. Arabaların tekerlekleri döndükçe asfaltta bir şırıltı sesidir, aldı başını gidiyor.

Bilgisayarlarım yanyana duruyor masamın üzerinde. Kaktüslerim keza. Gözlüklerim yerli yerinde. Lambam yanıyor, sarı sarı. Yatağım toplu. Bağdaş kurmuş oturuyorum, kambur.

Fonda sevdiğim, bazen bilmediğim şarkılar. Gözlerim kapanıyor; ama uyumayacaktım.

Bir yazı okudum biraz evvel. Ciğerime bir ağırlık çöktü. Kendime verdiğim sözü bozmuyorum, ağlamıyorum. Sessizce bir haykırış benimkisi. İçime içime ağlayış. Üzgünüm.

Yapamadıkları, başaramadıkları, hayalini kurdukları için üzgünüm.

Aldığımız dersten ötürü üzgünüm.

Yağmur yağıyor yine. Heryer ıslak. Yerler ıslak. Dışarı çıkıp ağlarsam kimse farketmeyecek.

...ama bir yazı okudum demin, ciğerime oturan... Yerimden kıpırdamaya mecalim yok.

Friday, 20 April 2012

"Güzel günler göreceğiz" #2


Şarkıyı aç, sayın okuyucu, sonra okumaya başla.






Yalnızca sesime konsantre ol. Rahatla. Saati gözünle takip et...
Yavaş yavaş uykuya dalıyorsun. Göz kapakların ağırlaşıyor. Şimdi üçe kadar sayacağım ve üç dediğimde uyanacaksın. 1... 2... 3... Şimdi senden, insanlığa dair herşeyi unutmanı istiyorum. 


Bir zamanlar hayat güzeldi, kuşlar falan... "Yuva" derdik evimize, sıcacıktı içi. "Aile herşeyden önce gelir" derdik. 



Önce büyüdük. Sonra dünyanın kirini gördük... Ne de olsa artık annemiz yıkamıyordu bizi. Gözümüze şampuan kaçmasın diye sıkı sıkı kenetlediğimiz göz kapaklarımız açıktı artık. Üzerimizden akan çamur barizleşmişti. Dünya pismiş. Çamurluymuş. İğrençmiş.


Bir haber okudum bugün, kalan minicik umudum da yerle bir oldu. Teşekkürler hayat! Çürük içinde "sağ"ım, "sol"um... darbelerinden.

İnan, ne kızacak, ne üzülecek halim kalmadı. Nereye baksam, kötü... Nereye başımı çevirsem, kötülük...


...ve insanlar mutsuzluğumu sorgulama cürretinde bulunuyorlar... 

Hiç kimse bana gül bahçesi vaad etmedi... Evet; ama bu kadarı çok fazla.


Çocuklar doğmasın böyle dünyaya. 


http://www.haberturk.com/yasam/haber/735671-tokatta-kan-donduran-olay

Kanımı donduran haber budur işte.





DipNot: Yazdıklarımın yarısını sildim. Haber yeterince iğrenç, bir de ben karamsarlaştırmayayım bari diye düşündüm.

"Güzel günler göreceğiz" #1

Yalnızca sesime konsantre ol. Rahatla. Saati gözünle takip et...
Yavaş yavaş uykuya dalıyorsun. Göz kapakların ağırlaşıyor. Şimdi üçe kadar sayacağım ve üç dediğimde uyanacaksın. 1... 2... 3... Şimdi senden, insanlığa dair herşeyi unutmanı istiyorum. 


Sen çocukken, anneler ve babalar ayrılmaz zannederdin. Sen çocukken, bir güler yüzle mutlu olurdun. Sen çocukken, güneş battığında uyuma vaktiydi. 

Çocuktun... Çocukluk işte. Hayat yalnızca oyuncak ve oyunlardan ibaretti senin için. Ha, tabii bir de çizgi filmler. Hani o, kötü adamların hep iyi adamlar tarafından "affedildiği"... 

Hep bir kedin, köpeğin olsun isterdin. Veya bir kardeşin. Veya "sevebileceğin" herhangi bir şey/kişi.

Anneanneler, babaanneler ve dedeler hep seni şımartmakla ve/veya kızdırmakla yükümlüydüler. 

Diyeceğim o ki, sen de bir zamanlar bir çocuktun. Ben de. Herkes gibi... 



Ben çocukken, bir çocuk tanıdım. Ailesi yoktu; senin benim olduğu gibi. Hayalleri büyüktü ama boyu küçücük... Hayallerini hep söylediğinde arkadaşları güldüğü için, içine kapanmıştı zamanla. Bir gün, ben gittim yanına ve "neden konuşmuyorsun?" diye sordum. "Ben büyüyünce dünya barışı sağlayacağım ve benim gibi kimsesi olmayan çocukları kurtaracağım!" dedi ve ekledi "yaşlılar daha mutlu yaşayacak, kimsenin sorunu kalmayacak, para denen illeti yok edeceğim, insanların ön yargılarını kıracağım, herkes eşit olacak ve herkes mutlu ölecek!" 
"Peki," dedim, "ya insanlar ozaman da mutsuz olurlarsa?"
"İnsanoğlu başka ne ister ki?" dedi.


"İnsanoğlu başka ne ister ki?" ... İnsanoğlu başka neler istemez ki? İnsanlar eşitlenirse eğer, hiç kimsenin kimseden farkı kalmaz. Bu da insanların egolarının tatmin olamayacağı anlamına gelir. Egosu tatmin olmamış insan, doymamış yağ gibidir. Lezzetli ama bünyeye zararlı. 

İnsanoğlu hiç bir zaman mutlu olamaz. Mutluluk monotonlaşırsa, mutsuzluğu arar; aynı şuan mutluluğu aradığı gibi.

İnsanoğlu ön yargılıdır. Çünkü en sevdiği oyun "1, 2, 3 TIP"tır. Bazen diline, bazen beynine, bazen de gözüne TIP der.

İnsanoğlu, yüzüne tükürüldüğünde "yarabbi şükür" diyebilecek kadar onursuz, gurursuzdur. 


Bu yüzdendir ki, insanoğlunun "mutluluğu", büyüdükçe "şekil"lenir. Bazen bir araba, bazen bir ev, bazen yalnızca para şeklini alır "mutluluk". Çünkü insanoğlu unutkandır.


Unutkandır... Geçmişini unutur. Kendini unutur. Öyle olması gerekiyor çünkü. Öyle olmalı ki birer koyun gibi güdülsünler. 



Yalan söyledim, ben böyle bir çocuk hiç tanımadım. Birisini tanıdım ama çocuk değildi artık. 

Ben, annemi tanıdım. "Birgün devrim yapacağız ve herşey çok güzel olacak!" diye yola çıkan annemi. Polislerin döve döve kafatasını çatlattığı, ağzındaki dişlerinin yarısını döktükleri, dövdükleri, sövdükleri, işkence ettikleri annemi. Her "devrimci" gibi "güzel günler göreceğiz" umuduyla yaşlanan annemi... Benim iyimser anacığım... 

O devrim gerçekleşseydi nasıl olurdu hayat, bilemem. Bildiğim tek şey, periyodik cetvel gibi oldukları, devrimcilerin. Kendi içlerinde en önce sosyalist, sonra komünist olarak ikiye ayrılıp; sonra onlarca çeşit maddeye dönüşmelerinden bahsediyorum. Metaller ve ametaller yani... 

Ama ne yazık ki periyodik cetvel kadar yararlı bir dağılım değil onlarınki. Zira "devrimci" cetveli yapılsa, "bizi şunlarla yanyana koyamazsın" diye düzeyli bir tartışma başlar, Karl Marx'dan girilir... Sonra çıkılmaz. İşte bu yüzden, o devrim gerçekleşemedi. İşte bu yüzden şuan, yalnızca şikayet ediliyor. 


Ağzı olan konuşuyor, sayın okuyucu. Herkesin bir fikri var. Eminim şuan "o sosyalist ve komünist diye ayrılmaz çünkü onlar çok ayrı fikirler değildirler," diye başlayan bir cümleyle yukarıdaki paragrafıma eleştiride bulunuyorsun kendi kendine. Eleştir, eleştirme demiyorum. Diyorum ki, önce eleştir; ama sonra gerçekleştir. Yani, ne laf, ne de klavye delikanlılığında kalmasın bu lafların. Artık adım at. 

Çünkü, sustukça sıra sana gelmeyecek, artık... Artık iş okadar derin ki, sen sustukça senin torununun çocuklarına dayanıyor ucu. 

İlla solcu bir devrim olsun demiyorum, gerçi. Benim demek istediğim şu:

*  Artık demir almak günü gelmişse zamandan, meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan. Ardımızdan soracaklar "nasıl bilirdiniz merhumu", demesinler ki "bir boka yaramazdı bu insan!"  *





Şimdi gözündeki yaşları sil, vidyoyu tekrar izle. Algıla. Artık defter bitti. Yeni bir defter açma zamanıdır.

Thursday, 12 April 2012

Dermanım yok... Ben ölüyorum!

Bakma bana öyle derin..


Öyle demiş ...


Öyle dedim...


Sen baktın gerçi. Zaten ne zaman dinledin ki sen beni?

Bir ara "içme!" diye yalvarmıştım. İçtin.
Yapma dediğim ne vardıysa... Yaptın.
Gitme dedim sonra bir ara... Gittin.
Üzülmeyeyim dedim. Üzüldüm.
Unutayım dedim.
.
.
.


Azdı yine deli gönül!

İnancım yok benim!

Hani küçücük bir konuşma geçmişti ya aramızda... Minicikti... Yıllar önceydi... Sen sonra...


Sonra sen yoktun artık. Sonra bana seni hatırlatan bütün şarkıları, bütün şarkıcıları, bütün esprileri, bütün renkleri, bütün herşeyi yok saydım ben. Gerçi sen...


Ben öldüm. Ben bittim. Ben yok oldum. Peki ama sen ...


Göremedim geçtiğini yanıbaşımdan ...




Ellerin uzanmasın, uzak dursun dedim... sakın dokunmasın!
Hayal ettiklerim bana yakışmasın...
İnancım yok benim!

Ah...

Bu gece kafam "Duman"lı!
Ah güzel dost, ne yapmalı?
Bir iki kadeh birşeyler olaydı...
Ah..


Kimseler duymasın!

Kendimi özel hissetmek istiyorum.

Şuan kelimeleri toparlayamıyorum. İşlemcimin son hızla çalıştığı bu aralar mavi ekran vermek üzereyim.







Neyse şarkı dinleyelim bari...




Bir zamanlar bu şarkıyla coşardık... Bir zamanlar insanlar güzeldi. Bir zamanlar hayat basitti. Bir zamanlar gökkuşağının dokunduğu yerlerde mucizeler olduğuna inanırdı insanoğlu. Bir zamanlar sevdiklerimiz sağ, bir zamanlar kalbimiz sol, bir zamanlar beynimiz kıvrımlı, bir zamanlar ellerimiz yaratıcıydı... Diyeceğim o ki, o zamanlar artık "bir zamanlar" ve yavaştan yavaştan ritme bırakıyorum kendimi... Ufak ufak mırıldanıyorum şarkıyı. Yine o tebessüm oturdu yüzüme, çok yakından tanıdığım.


Hadi gel buluşalım eski köprünün altında !..