Saturday, 28 January 2012

Gri*

Ardıma dönüp baktım her adımımda.
Geçtiğim yolları zihnime kazıdım.
Mavi gökyüzüne uyudum.
Gri bir ayaza uyandım.

Kör karanlık bitmişti orada..

Adres soramaz kimseler.
Yolun sonu belli midir nihayet?

Adres sormaz kimseler...

Ardıma dönüp baktım her adımımda.
Geçtiğim yolları ezber ettim taş taş.
Bir dost zikrederse şayet benim adım;
Söyle yüreğim; ben çarpmadım!

Uzun uzun yürüdüm gibi geldi,
Belki beş, belki on sene evveli.
Şunca yıl geçmiş, yürüyorum yine.
Zihnim açık, ardım belli.

Ardıma dönüp baktım sandım her adımımda.
Ardımı görmedim ama aslında.
Bir koyu gri sis basmış akşam vakti...
ve ben o sisi izlemişim adım başı.

Bir adım daha atmamalı artık.
Geçmişi tanımalı geleceği görmeden.
Öğrendim sakallı amcanın her lafını.
Yokmuş hayatta pembe toz, mavi gökyüzü...

Faili meçhul cinayete kurban gitmiş,
Ardımızdakilerin binbir tanesi...
Hepsinin faili belliymiş;
Sessiz kalırmış halk vicdanı...

Kimilerini asmışlar,
Kimileri vurulmuş...
Yine de gün doğmuş;
Güneşi zaptetmeye ant içmişler...

Birileri yazmış, birileri düşünmüş...
Birisi de gelmiş, düşüneni ütmüş...
Son nefesine kadar direnmiş birileri...
Direnen için direnmiş diğerleri.

Ardıma döndüm, bakıyorum uzun uzun...
Adıma döndüm, bakıyorum anlamlı.
Kimin ne gördüğü değil zaten sorun;
Diğerleri gri bir ayaza uyandı.

Saturday, 21 January 2012

O son satır ...

Camlardan birisinin aralık kaldığı gece, bu gece... Rüzgarın uğultusu dolduruyor kulaklarımı. Üşümüyorum ama nedense. Mutsuzum yine... yine çok mutsuzum.

Büyüdüm ve anladım nedenini; ezbere dayalı sistemin. Öyle işlemiş beyin kıvrımlarıma; bugün farkettim. Yerine getiremediğimiz görevimiz. Herşeyi anlatan o son satır. . .


Geçmişimi düşündüm uzun uzun. Çocukluğumu. Aynı ritm ile söylediğim satırları. O zamanlar o satırlar, yalnızca peşpeşe gelmiş söz yığınıydılar. Şimdi anlıyorum her bir noktanın sırrını. Bugüne gönderilen en büyük mesaj; o son satır. . .


Ağladım içten içten bu gece. İki ayrı şey "ezberledik" ilkokul döneminde. İkisi de bugün geldiğinde ne yapmamız gerektiğine bir mesajmış meğerse... ve nereden başlayacağımızı söylüyor; o son satır. . .

Mutsuzum! Yerine getirmediğim görevimi çok geç anladığım için mutsuzum! Kaç seneler oldu. Çok mu geç acaba? Belki bir yerlerde ümit vardır hala... gerçi biliyorum, yapabiliriz; öyle söylüyor o son satır!

Geç oldu farkına vardığım...
Elbet tek değilimdir ama...
Nice zaman geçti, hala umut var mıdır?
Çaresizlik eğmesin boynumuzu diyeymiş meğer..
Lakin nasıl olacak? Bilemiyorum...
İĞne arar gibi samanlık içinde,
Erken veya geç, farkendeleri arıyorum!
Hayatımız buna mı bağlı? Bilinmez...
İnsan bu kadar ileriyi nasıl görebilir? Aklım almaz!
Tek başına değiliz hala!
Aklım almıyor ama kalbim heyecanlı!
Biliyorum, bulunacak çaresi...
Evvela farketmek gerekiyormuş... Farkettim

ve

O son satır anlattı bana herşeyi.
Nerede olduğunu biliyorum kudretin.
Demiş ya; kanına bak!
O son satır anlattı bana herşeyi!
Kaç seneler anlamsızdı;
Unutuldu... Çünkü;
Zamanı gelmemişti hatırlanmak için!
M.K. . .
Anlatmış bugünü bize, onca sene evvelinden!
"Yalanlara kanmayın" demiş!
"Işığımız sizsiniz!"
Son satır vurdu yüzüme yüzüme utancımı!

Utanıyorum. Bunca yıl sonra farkettiğim için. Şimdi bu utancı telafi etmek zamanıdır!

Thursday, 29 December 2011

Ladies and Gentlemen, may I have your attention, please?

It happens so rare that you fill up with joy and start to cry. We have witnessed it in the Hollywood clichés. Though it happened ... to me last night.

There is this roundabout, I believe, that you find yourself in front of and have to choose between the ways. So it happens when you expect it the less. Then you see the ways are all perfect match for your dreams. Though it is not about finding the right dream in all those exists; but it is about finding the right exist to walk towards those dreams... all of them.

You dream. All your life. I dreamed about many things. Some was childish, some was possible, some was inevitable. I dreamed about flying without wings or a machine. I dreamed about becoming a person with a lot of friends. I dreamed about graduating from university. Some to come true, some to hope, some to happen may be in the future. Though I met with my roundabout last night. There it was and I have chosen my way towards my dreams... finally.

Having little goals and hopes are not a reason to be shamed but happy. I have little and big goals for my life. However I needed motivation. My motivation came to me last night. I am fully aware of what awaits and I am not scared anymore. I have proved myself and everyone else that I am capable of walking on the sea without sinking. Even if it is a deep and scary sea... I have walked over it. The hard times were looking up to me; wondering how I can still hope... how I manage to walk ...

Life is as simple as light and dark. It is all about which side you stand on. Though sometimes it gets complicated. I was standing in the dark, facing the light. I knew deep down that today would come. I was only hoping it would come early, but life had different plans for all of us. I managed... somehow.

I feel cheerful that finally it is time for us to smile. Wrongness of the judgements are at an end. This is me, showing off the joy ... I love this moment... and wholeheartedly I confess this I hoped for it to come.

Well then, now it is MY show time!

Friday, 23 December 2011

Gerçekleşmeyecek tek hayaldir, mutluluk ...

"Bugün son olsun!"
Ah yine ağlayacaksın inan.
Yine sorgulayacaksın tuzlu tuzlu akan gözyaşlarının sebebini.
Unutma ki hayat, aynı kapitalizm gibidir.
Cebinde parası olanın önünde düğme iliklerken,
İşçiyi aşağılar, emekçiyi sömürür, konuşanın dilini keser, düşünenin beynini akıtır.
Amenna dedirtir hayat sana.
Hayat öyle birşeydir ki,
Küçüksen hep küçük kalmanı sağlar.
Büyüksen, daha da büyütür.
Küçüksen, yerin dibine sokar seni karınca gibi.
Büyüksen, gökyüzüne sığamazsın ...

Vardıysa öbür taraf, mekanı cennet olsun; büyüğümüz demiş ki;
İşçisin sen, işçi kal!

Evet ...

Böyle geldi, böyle gider işte.

Küçük insanların umutları da küçük olur ...
Başına geleni "Allah verdi" diyerek sineye çeker.

Azıcık kafası çalışıyorsa sorgular...
Sorgularsa ASARLAR!
Sorgularsa YIKARLAR!
Sorgularsa YAŞATMAZLAR ...
Hep bundandır terk-i diyarlar..

Ama dört bir yanımızdadır hayat.
Gittiğin yerde ya sömürüleceksin eşit olarak,
Ya da sömürüleceksin...
Kayıtsız ...
Şartsız ...

"Bugün son olsun" diye döktüğün gözyaşlarının sonu gelmez.
Sorgulamaya, sorgulatmaya, baş kaldırmaya gücün yetmez...
Bir tık ileride olduğun zaman, arkana aldığını sandığın küçük insanlar,
Sen baş kaldırdığında yapayalnız bırakırlar, hiç biri tereddüt bile etmez.

Umutların küçük olsun, küçük insan.
Başına geleni sorgulama hiç.
Düşünüp, üzülmekten yorulmadıysan;
Seni de yoracaklardır birgün.
Yorgun düşmüş düşünme kabiliyetime,
Yorulan küçük insanlar şerefine,
Kaldırıyorum bir plastik bardak dolusu köpek öldürenimi...
"Buna da şükür" diyorum, yudumlarken içkimi...

"Mutluluğa bir adım var!" sanarak yürüdüğün yol, aslında bir koşu bantından ibarettir.
Ne o adım tükenir, sen yavaş yavaş eriyip yok olurken,
Ne de ...
Boşversene... Kime neyi anlatıyorum ben?

Yorgunum dost ben...

Sunday, 18 December 2011

Bir kar yağmadı gitti ...

Ellerinde eldiven... Boynunda atkı... Kafanda şapka... Ayağında botlar...
Bembeyaz, yağacak karın, sevinçli geliş haberi onlar.
Kıpkırmızı burunla, hissedilmeyen parmaklar...
Ve sabah, beklediğin haber duyulur: kar yağıyor!


İsyanım var yağmayan kara!
Yağdığında tutmayan kara!
Hey dostum, dibin kara;
Senin ki benden kara!

Bilmiyorum nedendir, ama bekliyorum kar yağmasını hasretle.
Zira yılın bu zamanları İstanbul'u hatırlıyorum özlemle...

Sana sürprizler hazırlar İstanbul.
Akşam, buz gibi bir geceye uyursun.
Sabah kalktığında beyazın en saf hali,
Bir çarşaf gibi örtmüştür İstanbul'un üzerini.
Hemen ev ahalisini kaldırıp, kar topu oynamaya çıkarsın...

Hani arkadaşın gelir, kazağının yakasını iki metre uzatıp içine bir kartopu atar ya...
Hani okadar dalmışsındır ki eğlenceye, gülmekten yerlere yatarsın sonra.
 Okadar oyunun ardından bir de hastalık kapını çalar...
"Açma anne kapıyı! İstenmeyen misafir onlar!"

İngiltere olunca konu, alıştım artık karsız geçen günlere.
Sabah kar yağıyordu, şimdi güneş çıkmış tepeye...
Hava hala soğuk gerçi, belki bir sürpriz olur?
Güzel sevsem söz olur, bu vuruş bence gol olur.

Delirdim sanma ey okuyucu, gol bile olur da...
Bir sene kar beklersin, çiçek tomurcuklanır da ...
Havalar soğur, sonra 42 dereceye vurur da...
Bu memlekette herşey olur, bir kar yağmaz adam akıllı.

Bak yağmur yağıyor; su akar deli bakar.
Çok sıkıldım her sabah yağmurlu güne uyanmaktan.
Aralığın ortasındayız, sanırsın sonbahar!
İsyanım var tutmayan kara; usandım umutlanmaktan ...

Saturday, 17 December 2011

Poem of the Poet ...

I am haunted by old memories...
I wonder why and why?
I feel free finally from loneliness;
Yet I did fly high
   in the past...
The childhood that never to live again,
The dreams that never to come true...
The life is passing by,
and I don't feel blue...
I wonder why and why?
Poem of the poet has been written!

It was long time ago.
She held me back and he let me go.
I stand right here, holding my book;
The future I dreamed was not this at all...
I was to become a doctor, a surgeon perhaps...
Though life had different plans,
   for me, for mother, for father, for all of us.
Thus I write my story on pages' lines. 
Some make sense, some doesn't...
Though poem of the poet has been written.

Mother loved flowers,
Father loved games...
I loved working hard to have my gains
   from life...
Then it was roads...
Endless...
I walked...
Then I walked again...
Then it was working.
To gain my food and clothing. 
Afterwards it was writing.
Poems loved me then.
I loved them later.
I speak through them and
  I'm not a traitor. 
Readers' lips were bitten...
Poem of the poet has been written.

Life is hard, 
Life is short.
Life is easy...
Life is long...
Everyone tells a story. 
Life is a mystery. 
Know thyself they say;
All I know is that I am sorry...
Close your eyes.
Feel the clouds passing by.
My mother!
She never deserves to cry! 
I didn't leave you...
I was forced to go!
  and it was a long time ago...
that the poem of the poet was written.

I loved them songs. 
I do not blame the notes.
They are part of my life.
As much as you are...
But it is time to see.
It is apparent, it is clear.
You were wrong. 
He was wrong.
I am somebody;
He is not.
Therefore I am smiling.
Poem of the poet it is that I am writing. 

Thursday, 15 December 2011

eskidir yenilikler ve yenidir eskitilmişlikler ...

Sana itirazlar biriktirdim.
Sana nispetler biriktirdim.
Sana en alıngan halimi sakladım.
Sana en yapışkan şöhreti bahşettim.

Alın üzerine, senden bahsediyorum evet.
Bir vardın, bir yoktun. Evvel zaman içindeydi arkadaşlığımız...

Gözler bir seni süzdü, bir bana uzandı eller...
Kollar bir seni savurdu, bir bana açıldı uçsuz, bucaksız...
Diller bir seni kötüledi, bir beni anlattı destansı...
Sense bunu bilip yalanlamadın mı yıllar boyu?

Kırmadım ama beni kırdığının ucu kadar.
Yaralamadım hiç bir sözümle, senin acıttığın kadar.
Yine de tamam dedim, kabul ettim seni haneme...
Yine bardağı doldurup taşırıncaya kadar!

Çok geç.