Olayların sıcağından kaçmak lazım. Elini yakıyor insanın, dilini yakıyor...
Aylar önce, sabaha kadar dört döndüğüm üniversiteye başlama heyecanı biteli, yine, aylar oldu. Saatler sonra kazasız belasız ilk seneyi devirmiş, alt etmiş, yerlere sermiş, çelme takıp iki seksen uzatmış ve üzerine basarak ikinci senemin kapısına dayanmış olacağım. Aç kapını, ben geldim!
Okadar kötü şeyler yaşadım ki bu ilk sene; bu puanları nasıl aldım, profesörlerim kanaat notu mu kullandı, ne oluyor oralarda sorularıyla dolu kafam. Tatillere gidip dinlenmem hakkımdı esasen, çok çabaladım. Fakat gel gör ki, ne çalacak kapım var, ne kalacak yurdum, ne tatil yapacak param. Boşver be! Londra yolları taştan, sen çıkardın beni beni baştan ey güneş! Yaktın kollarımı, saçlarımı! Bu ne sıcak sevgili güneş? Politikaya mı girdin yoksa sen de? Bu ne politik bir sıcaktır? Baştan çıkartmasana beni... Rahat bırak da iş bulayım, çalışayım bütün gayretimle...
Ey güneş! Kafamda türlü pişer. Üzerimdeki kıyafetleri sıksak, bütün sene su sıkıntısı çekmeyiz; inan bana. Hadi uzaklaş bizden!
Bugün bir bebeği aldım kucağıma. Bakan kişi yemeğini yedirdi, kucakladım sonra. Bir kaç agu-bugu, biraz "tut ablası, aman kaç kaç", gülmekten katıldı yavrum... Aslında bizim de hayatımız böyle olabilirdi; bizi sorgusuz sualsiz ite ite arabada bir yerlere götürecek birileri olsaydı; karnımızın doyması, birilerinin en büyük mutluluğu olsaydı; biz birazcık kıkırdayalım diye binbir türlü taklalar atsalardı birileri ve bunların hepsini yalnızca sevimli olduğumuz için yapsalardı... Para istemeden.. Çıkar gözetmeden... Nasıl bir cennet vaad ediyor şu küçücük paragraf, farkında mısınız? Dert yok, tasa yok...
Bugün ben o minicik burunlu bebeğin yamuk ağız, tatlı tatlı gülümsemesiyle mutlu oldum. Demek ki manevi olarak çok büyük kardayım! Keyfime diyecek yok!
Wednesday, 25 May 2011
Wednesday, 18 May 2011
Münafık!
Umursamak...
Neyi umursuyoruz? Neyi kulak ardı ediyoruz?
Gözümüzün önündekine bakıyoruz ve görmüyoruz mesela... Neden?
Gerçekler...
Kime göre, neye göre gerçektir mesela?
Bana göre gerçek olmayan birşeyin ispatına dair teorileri ben ne kadar tarafsız dinleyebilirim?
Kırgınlık...
Birilerinin kalbini kırmak, berikilerin mutluluğu mu olacak hep?
Birilerinin özgürlüklerinin çiğnenmesi mi doğuracak diğerlerinin özgürlüklerini?
Birilerinin açlığı mı doyuracak diğerlerinin karnını?
Nereye kadar?
Daha ne kadar ...
Gözünüzün ucunu teğet geçiyor bin yıllık gerçekler. Bu kadar mı açtınız yalana? Bu kadar mı açtın yargısız infazlara?
Birisinin asılmasıyla mı ibret alacak alem? Bu kadar mı düştünüz? Bu kadar mı yüzsüzsünüz?
Kuyuya çakıl taşı düştü...
Önüne kayalar yığdım, görmedin mi?
Ne kadar meraklıymışsın atlamalara...
Bir zamanlar sen vardın.
Ben vardım.
Başkaları vardı.
Şimdi ben yokum.
Sen yoksun.
O var.
Sadece O...
Adım Deniz. İyilik yapıp atmadın üstüme ama, bataklığa düştüm, batırılıyorum.
Münafıklık...
Aç gözünü ey dost!
Dağladılar mı göz kapaklarını?
Ne ben layığım buna;
Ne sen layıksın buna;
Ne O...
Neler oldu da bitti hanemde...
Neler işittik de gelmedik oyunlara...
Bir zaman bir sen vardın,
Bir zaman bir ben yokmuşum meğer...
Bir zaman O yoktu;
Şimdi sadece O kalmış, aşikar...
Neyi umursuyoruz? Neyi kulak ardı ediyoruz?
Gözümüzün önündekine bakıyoruz ve görmüyoruz mesela... Neden?
Gerçekler...
Kime göre, neye göre gerçektir mesela?
Bana göre gerçek olmayan birşeyin ispatına dair teorileri ben ne kadar tarafsız dinleyebilirim?
Kırgınlık...
Birilerinin kalbini kırmak, berikilerin mutluluğu mu olacak hep?
Birilerinin özgürlüklerinin çiğnenmesi mi doğuracak diğerlerinin özgürlüklerini?
Birilerinin açlığı mı doyuracak diğerlerinin karnını?
Nereye kadar?
Daha ne kadar ...
Gözünüzün ucunu teğet geçiyor bin yıllık gerçekler. Bu kadar mı açtınız yalana? Bu kadar mı açtın yargısız infazlara?
Birisinin asılmasıyla mı ibret alacak alem? Bu kadar mı düştünüz? Bu kadar mı yüzsüzsünüz?
Kuyuya çakıl taşı düştü...
Önüne kayalar yığdım, görmedin mi?
Ne kadar meraklıymışsın atlamalara...
Bir zamanlar sen vardın.
Ben vardım.
Başkaları vardı.
Şimdi ben yokum.
Sen yoksun.
O var.
Sadece O...
Adım Deniz. İyilik yapıp atmadın üstüme ama, bataklığa düştüm, batırılıyorum.
Münafıklık...
Aç gözünü ey dost!
Dağladılar mı göz kapaklarını?
Ne ben layığım buna;
Ne sen layıksın buna;
Ne O...
Neler oldu da bitti hanemde...
Neler işittik de gelmedik oyunlara...
Bir zaman bir sen vardın,
Bir zaman bir ben yokmuşum meğer...
Bir zaman O yoktu;
Şimdi sadece O kalmış, aşikar...
Sunday, 1 May 2011
Tıvita'
Cem Yılmaz'ın en muhteşem film repliği geldi aklıma; şimdi sizin aklınızda iki tane soru var; bir dayak nedir, iki neden atılır?
Ozaman şuan sizin aklınızda da iki tane soru var; tweeter nedir, neden tweet atılır?
Tweeter en kaba ve argo açıklamayla şöyle özetlenebilen bir sitedir; enseye şaplak sitesi. Zira bu siteden önce eminim ki hiç kimse ünlü birine "sen" diye hitap ederek "saçmalıyorsun, çocuk gülüyorum sana" gibi bir üslupla yaklaşabileceğini düşünemezdi.
Tweeter'da herkes "follower"ı kadar ünlü; herkes aldığı "mention"lar kadar popüler.
Tweet dediğimiz şey ise 140 karakterle anlatabileceğiniz düşüncelerinizi ifade ediyor. 140 karakterle ne yazılabilir? Genelde herkes aşka küfrediyor, eski sevgililerini aşağılıyor falan... ama bazıları var ki, önlerinde saygıyla eğiliyorum o insanların ben; ülkede yaşanılanları 140 karakterle, usturuplu bir dille şahane bir şekilde eleştiriyorlar.
Bir de çok daha farklı bir kesim var; tweeter'ın aradaki konum farkını kaldırdığının farkında olmayanlar. Onlar, burada da düşünce özgürlüğünü engellemeye meraklı.
Garip bir site tweeter. Çok garip...
Bazılarının saniye saniye ne yaptıklarını açıkladığı bir site.
Bazılarının örgütlenme yaptıkları...
Bazılarının eski sevgililerini rezil ettikleri...
Hem iyi hem de kötü bir site.
Benim isyanım ise, ülkede bu kadar olup bitene ramen aşk tweetleri atan gerzeklere.
Buna artık bir dur demeliyiz;
Buna artık bir dur.
(BatesmotelPro ♥)
Ozaman şuan sizin aklınızda da iki tane soru var; tweeter nedir, neden tweet atılır?
Tweeter en kaba ve argo açıklamayla şöyle özetlenebilen bir sitedir; enseye şaplak sitesi. Zira bu siteden önce eminim ki hiç kimse ünlü birine "sen" diye hitap ederek "saçmalıyorsun, çocuk gülüyorum sana" gibi bir üslupla yaklaşabileceğini düşünemezdi.
Tweeter'da herkes "follower"ı kadar ünlü; herkes aldığı "mention"lar kadar popüler.
Tweet dediğimiz şey ise 140 karakterle anlatabileceğiniz düşüncelerinizi ifade ediyor. 140 karakterle ne yazılabilir? Genelde herkes aşka küfrediyor, eski sevgililerini aşağılıyor falan... ama bazıları var ki, önlerinde saygıyla eğiliyorum o insanların ben; ülkede yaşanılanları 140 karakterle, usturuplu bir dille şahane bir şekilde eleştiriyorlar.
Bir de çok daha farklı bir kesim var; tweeter'ın aradaki konum farkını kaldırdığının farkında olmayanlar. Onlar, burada da düşünce özgürlüğünü engellemeye meraklı.
Garip bir site tweeter. Çok garip...
Bazılarının saniye saniye ne yaptıklarını açıkladığı bir site.
Bazılarının örgütlenme yaptıkları...
Bazılarının eski sevgililerini rezil ettikleri...
Hem iyi hem de kötü bir site.
Benim isyanım ise, ülkede bu kadar olup bitene ramen aşk tweetleri atan gerzeklere.
Buna artık bir dur demeliyiz;
Buna artık bir dur.
(BatesmotelPro ♥)
Friday, 29 April 2011
Senden büyüğü
Gitmişin gitmesinin bir sebebi vardır.
Bitmişin bitmesinin bir sebebi vardır.
Kalmışın kalmasının bir sebebi olmalı;
İyi ki'nin ardından "ama" gelmez.
Sevmişin sevmesinin karşılığı var mıdır?
Mutsuzun mutsuzluğuna bir çare olunur mu?
Kursağına kuru ekmek girmeyen ile,
Zengin olanın tavrı bir olur mu?
"Yok" diyen sığınır ya hani O'na;
Belki verir diye birşeyler...
"Kim" sığınır ki artık O'na;
Varsa doğuştan o şeyler...
Heyt be Hayyam'ım ne güzel demişsin hele;
Beni özene bezene yaratan kim? Sen.
Ne yapacağımı da yazmışsın önceden.
Demek günahları da işleten sensin bana;
Öyleyse nedir o cennet-cehennem?
Ne görünürsün, ne görürsün...
Kaçar mısın köşe bucak? Kim bilir.
Desem ki görürler seni de belki;
Senden büyüğünü kim tanır?
Saturday, 23 April 2011
Aheste aheste...
Dalga dalga vurdu karaya batan gemi malları.
Derken coştu, köpürdü okyanus suları.
Bir şehvet, bir telaş... Yağmacı bastı köyü;
Sonra tepemize dikildi ahmak leş kargaları!
"Ses etme" der bu can kendi kendine.
Söyleyeceğini dinleyecek yok ahali içinde.
Herkes evliya, bir sen kalmışsın akılsız;
Sana da deli der gerçi kalabalık hayırsız.
Bir dağ havası isterdim, ne soğuk ne sıcak.
Essin rüzgar, doy yeşile; kalabalıktan ırak.
Bir kulübede yaşardım, öylece tek başına;
Ne derdim olurdu ki sanki, işte böyle olsa?
Taş duvarlar içinde yeşili görmez olduk.
Kötülükler içinde iyiyi bilmez olduk.
Sevgisizlik içinde kalbi duymaz olduk.
Şerefsizler içinde insan bulmaz olduk.
Zorun mu var be insan?
İyi, bozma sen rahatını.
Çekirge sıçrıyor yine,
Elbet görürler yanlışını;
Vedalarla kal.
Derken coştu, köpürdü okyanus suları.
Bir şehvet, bir telaş... Yağmacı bastı köyü;
Sonra tepemize dikildi ahmak leş kargaları!
"Ses etme" der bu can kendi kendine.
Söyleyeceğini dinleyecek yok ahali içinde.
Herkes evliya, bir sen kalmışsın akılsız;
Sana da deli der gerçi kalabalık hayırsız.
Bir dağ havası isterdim, ne soğuk ne sıcak.
Essin rüzgar, doy yeşile; kalabalıktan ırak.
Bir kulübede yaşardım, öylece tek başına;
Ne derdim olurdu ki sanki, işte böyle olsa?
Taş duvarlar içinde yeşili görmez olduk.
Kötülükler içinde iyiyi bilmez olduk.
Sevgisizlik içinde kalbi duymaz olduk.
Şerefsizler içinde insan bulmaz olduk.
Zorun mu var be insan?
İyi, bozma sen rahatını.
Çekirge sıçrıyor yine,
Elbet görürler yanlışını;
Vedalarla kal.
Friday, 22 April 2011
EZEL'im sen oldun, ahirim sensin...
Diziyi anlatmamı isteyenler var. Özet geçilecek gibi değil diye düşünürken bir ışık gördüm!
Bir fikir ile aydınlandı beynim.
Şimdi size özet geçeceğim. Hazır mısınız?
Şimdi Ömer var bir tane. Evet, koca memlekette bir tane Ömer var. Dizi bu, öyle düşünün.
Bu Ömer'in Mert isminde bir kardeşi, Meliha isminde bir anası, Mümtaz isminde de bir babası var.
Kankası Ali ve Cengiz. Bak bak, yazar nası güzel yapmış; Ali Cengiz oyunu...
Neyse şimdi; Ömer ne kadar saf bi insansa, Cengiz okadar cin; Ali okadar hırslı, Mert okadar deli, Meliha teyze okadar kör, Mümtaz amca okadar mülayim.
Derken Eyşan isimli bir hatun giri veriyor Ömer'in hayatına. Eyşan'ın Bahar isminde bir kardeşi, Serdar isminde bir babası ve ismini hatırlamadığım bir de teyzesi var. Eyşan kötü ailenin kötülükten arınmaya karar veren büyük kızı. O ne kadar kötülükten arınmak istiyorsa teyzesi okadar yardım ediyor, babası okadar kötülük yapıyor v Bahar bir okadar ölüyor.
Ömer, Eyşan'ın bir tek teyzesini biliyor, geçmişinden habersiz.
Cengiz göz koyuyor bu hatuna.
Ali yat alma derdinde.
Serdar yine yakışıklılık peşinde.
Bahar ölüyor hastalıktan.
Meliha teyze körü körüne inanıyor Eyşan'a.
Mümtaz amca demiyor bişey tabii.
Mert yine delilik peşinde.
Bu kadar spoiler yeter.
Neyse sonradan Dayı falan giriyor ortama. Kızı var dayının, Azad.
Ömer bir anda Ezel oluyor. Şebnem ve Kamil diye iki tane sağ kolu oluyor. "İstanbul sen mi büyüksün, ben mi? ********" diye dalıyor olaya.
Şimdi, olay çok dallı budaklı. Ben karakterleri anlatıp çekileceğim kabuğuma.
Ömer/Ezel Eyşan'ı
Eyşan Serdar'ı
Serdar Bahar'ı
Bahar Eyşan'ı
Eyşan Cengiz'i
Cengiz Ali'yi
Ali Bahar'ı
Bahar Ezel'i
Ezel Kamil'i
Kamil Şebnem'i
Şebnem Tevfik'i
Tevfik Ali'yi
Ali Azad'ı
Azad Dayı'yı
Dayı Kenan'ı
Kenan Sekiz'i
Sekiz Dayı'yı
Dayı Selma'yı
Selma Kenan'ı
Kenan Eyşan'ı
Eyşan Ezel'i
Ezel Can'ı
Can Cengiz'i
Cengiz Mert'i
Mert Mümtaz'ı
Mümtaz Meliha'yı
Meliha Ezel'i
Ezel Bade'yi
Bade Azad'ı
Azad Ali'yi
Ali Temmuz'u
Temmuz Mayıs'ı
Mayıs Ali'yi
Ali Ezel'i
Ezel Temmuz'u
Son bölüm itibariyle "sonra hepsi Temmuz'u" diye biten; ama anladığımız kadarıyla bunun sonunun "hepsi Kenan'ı" diye geleceği bir diziden bahsediyoruz.
Diziyi izleyen kim varsa hata yaptımsa yoruma katsın.
Ayrıca, evet biliyorum "Evvelim sen oldun, ahirim sensin"dir o. Artizlik yapmamalıyız değil mi arkadaşlar?
Teşekkürler.
Bir fikir ile aydınlandı beynim.
Şimdi size özet geçeceğim. Hazır mısınız?
Şimdi Ömer var bir tane. Evet, koca memlekette bir tane Ömer var. Dizi bu, öyle düşünün.
Bu Ömer'in Mert isminde bir kardeşi, Meliha isminde bir anası, Mümtaz isminde de bir babası var.
Kankası Ali ve Cengiz. Bak bak, yazar nası güzel yapmış; Ali Cengiz oyunu...
Neyse şimdi; Ömer ne kadar saf bi insansa, Cengiz okadar cin; Ali okadar hırslı, Mert okadar deli, Meliha teyze okadar kör, Mümtaz amca okadar mülayim.
Derken Eyşan isimli bir hatun giri veriyor Ömer'in hayatına. Eyşan'ın Bahar isminde bir kardeşi, Serdar isminde bir babası ve ismini hatırlamadığım bir de teyzesi var. Eyşan kötü ailenin kötülükten arınmaya karar veren büyük kızı. O ne kadar kötülükten arınmak istiyorsa teyzesi okadar yardım ediyor, babası okadar kötülük yapıyor v Bahar bir okadar ölüyor.
Ömer, Eyşan'ın bir tek teyzesini biliyor, geçmişinden habersiz.
Cengiz göz koyuyor bu hatuna.
Ali yat alma derdinde.
Serdar yine yakışıklılık peşinde.
Bahar ölüyor hastalıktan.
Meliha teyze körü körüne inanıyor Eyşan'a.
Mümtaz amca demiyor bişey tabii.
Mert yine delilik peşinde.
Bu kadar spoiler yeter.
Neyse sonradan Dayı falan giriyor ortama. Kızı var dayının, Azad.
Ömer bir anda Ezel oluyor. Şebnem ve Kamil diye iki tane sağ kolu oluyor. "İstanbul sen mi büyüksün, ben mi? ********" diye dalıyor olaya.
Şimdi, olay çok dallı budaklı. Ben karakterleri anlatıp çekileceğim kabuğuma.
Ömer/Ezel Eyşan'ı
Eyşan Serdar'ı
Serdar Bahar'ı
Bahar Eyşan'ı
Eyşan Cengiz'i
Cengiz Ali'yi
Ali Bahar'ı
Bahar Ezel'i
Ezel Kamil'i
Kamil Şebnem'i
Şebnem Tevfik'i
Tevfik Ali'yi
Ali Azad'ı
Azad Dayı'yı
Dayı Kenan'ı
Kenan Sekiz'i
Sekiz Dayı'yı
Dayı Selma'yı
Selma Kenan'ı
Kenan Eyşan'ı
Eyşan Ezel'i
Ezel Can'ı
Can Cengiz'i
Cengiz Mert'i
Mert Mümtaz'ı
Mümtaz Meliha'yı
Meliha Ezel'i
Ezel Bade'yi
Bade Azad'ı
Azad Ali'yi
Ali Temmuz'u
Temmuz Mayıs'ı
Mayıs Ali'yi
Ali Ezel'i
Ezel Temmuz'u
Son bölüm itibariyle "sonra hepsi Temmuz'u" diye biten; ama anladığımız kadarıyla bunun sonunun "hepsi Kenan'ı" diye geleceği bir diziden bahsediyoruz.
Diziyi izleyen kim varsa hata yaptımsa yoruma katsın.
Ayrıca, evet biliyorum "Evvelim sen oldun, ahirim sensin"dir o. Artizlik yapmamalıyız değil mi arkadaşlar?
Teşekkürler.
Saturday, 16 April 2011
Bizim zamanımızda yoktu böyle şeyler...
Mutsuzum.
Zilyon yüzyıllık takiplerin 2011'deki ilişkimize dokunmasından mutsuzum ben...
Bilemedim nedenini, böyle geldik, böyle gidiyoruz.
Anlayamadım ben hiç, nedenini neden hiç soramıyoruz?
Neden hep sen haklısın?
Neden hep böyle olmak zorunda???
Mutsuzum.
Onun, bunun, berisinin, gerisinin inandığına mutsuzum.
İçim acıyor, bilemedim böylesine üzüleceğimi.
Tek sebebi senmişsin. Hani görünmüyorsun ya bize. Haklısın dostum; yerinde ben olsam, ben de kaçardım köşe bucak bizden! Çünkü öylesine bir lanet ki seni sevmek, güzel hiç bir yanı yok! Öyle bir belasın ki sen; hiç bir işlevin yok! Öyle bir yaratıksın ki sen; yarattıkların bile senden nefret ediyor başarısızlıkların yüzünden!
ve sen bütün bu kargaşada, nasıl oluyorsa hayatımızı zehretmeyi beceriyorsun.
Çık karşıma adamsan.
Bir çift lafım var, söyleyecek!
Hala yüzün varsa tabii bizimle yüzleşecek...
Zilyon yüzyıllık takiplerin 2011'deki ilişkimize dokunmasından mutsuzum ben...
Bilemedim nedenini, böyle geldik, böyle gidiyoruz.
Anlayamadım ben hiç, nedenini neden hiç soramıyoruz?
Neden hep sen haklısın?
Neden hep böyle olmak zorunda???
Mutsuzum.
Onun, bunun, berisinin, gerisinin inandığına mutsuzum.
İçim acıyor, bilemedim böylesine üzüleceğimi.
Tek sebebi senmişsin. Hani görünmüyorsun ya bize. Haklısın dostum; yerinde ben olsam, ben de kaçardım köşe bucak bizden! Çünkü öylesine bir lanet ki seni sevmek, güzel hiç bir yanı yok! Öyle bir belasın ki sen; hiç bir işlevin yok! Öyle bir yaratıksın ki sen; yarattıkların bile senden nefret ediyor başarısızlıkların yüzünden!
ve sen bütün bu kargaşada, nasıl oluyorsa hayatımızı zehretmeyi beceriyorsun.
Çık karşıma adamsan.
Bir çift lafım var, söyleyecek!
Hala yüzün varsa tabii bizimle yüzleşecek...
Subscribe to:
Posts (Atom)