Sunday, 7 November 2010

What makes Turkey great?

...and my British friends ask me about Turkey...


*First of all, we do not eat Kebab everyday in Turkey, lets sort this out, it is something we do in special days as it is a little expensive.
*Sea-side. In Istanbul, Izmir and the rest of the great places in Turkey, we have sea-side. The smell of the sea and seagulls make Turkey a liveable place. 
*Nations. Many nations live together in Turkey but we are not allowed to say our nationality out loud. Sucks. 
*Bus culture. Well, it is a little different from England. If you want to travel by bus, you shouldn't be wearing sexy stuff as there is a risk of harassment. 
*If there is a girl in the house, she is suppose to do all the job in house. 
*Hooliganism is something we do as an exercise in Turkey. If you support another team, there is a big risk of getting beaten up. 
*If they understand you are a tourist, you probably will get ripped off. Sorry, truth hurts.
*Rich people places. Well, if have money, you wouldn't mind to pay £10 for a cup of coffee, would you?
*Taksim square. A.k.a. little France. There is no chance of seeing French though. Its just the architecture. Don't get excited!
*Alsancak! The place I would like to die in. In Alsancak's sea-side all you see is drinking youngers and sunflower seed selling elders. 
*We live all four seasons extremely in Turkey; summer is too hot, winter is too cold. Hell yes, it snows in winter and when I say snows, I mean there is no way you can go out because the whole city will be covered up with white nightmare. No school as you cannot be able to open the door of the apartment literally, no public transport...
*Our summer holidays are at least 3 month long. Because it is at least 60 Celsius in summer. No way you can make it to school, you probably die in the bus. 
*We are not Ottoman Empire, as it doesn't exist anymore. 
*I do not know why Turkey called Turkey in English, don't ask me that. I also do not know why Hungary called Hungary either.
*No we do not ride camels. 
*No, you wouldn't get kidnapped if they understand you are a tourist.
*You are not going to believe it but, we have technology in Turkey! Latest cars and mobile phones are as popular as they are in here! 
*No, I'm not going to teach you swearing words in Turkish.
*Yes, a lot of Black backgrounded people live in Turkey. 
*No, you do not have to wear Turban to walk in the streets. 
*Cinema of Turkey is still on process, but there are plenty of good movies released.
*Songs are not based on belly dancing rhythm. No. We have great rap, hiphop, rock, metal, punk, ska, etc. examples. 
*Belly dancing is Arabic by the way. Not Turkish. 
*Yogurt is Egyptian as they found it by leaving a box of milk in a pyramid. Its neither Turkish, nor Greek. 
*People speak English in Turkey. They also speak German and French.
*Turkish Lira evolutes with every new government. We are the only ones on this! Yey! Proud! 
*Women do not dye their part of black hairs yellow in Turkey. Though we know it sucks.
*We do not bite Greeks in Turkey as we do not fight anymore. It was a long time ago. Though, we love their style of music, life style, dances etc.. Like, everyone knows who Sezen Aksu is in Turkey, and everyone likes their duets with Harris Alexiou. 


Bias towards Turkey based on the Turkish population in England. Turkish people in here and in Turkey are totally different. That's why Turks in here called local tourists in Turkey. 
Well, I cannot say it is fun to live in there. But it was when I was a kid. Turkey is somewhere you wouldn't want to live for the rest of your life these days. Sucks, yeah, but truth hurts. 

Saturday, 6 November 2010

What makes Britain great?

People from Turkey ask me questions about Britain and my answers are always similar.
Q: What do you do normally in Britain?
A: Go to school, come back home, do homework, get online.

Q: How do you celebrate Christmas, Easter, Thanks-Giving and Halloween?
A: First of all, we do not celebrate Thanks Giving in England but do not know about other countries in Britain. Secondly, my family doesn't celebrate the rest but we usually get those days off so I stay at home or go out with my friends.

and so on...

So I decided to write about Britain from my view.

What makes Britain great?

*Tottenham Cake! Mate we do not have Tottenham cakes in Turkey! Come on now! Its the best!
*Tesco! Every little helps ; ))
*Accents! Everyone speaks English. But accent is what makes British English!
*Queue culture! Is there a queue culture in another Europe country? NO! It's part of British culture, especially in England! Mate, there are queues to get on the buses, to buy stuff from a shop even though you are in a rush, etc..
*Queen! Hell yes we still have a Queen! and Prince!
*Grey mornings! Mate, its always cloudy... and foggy. and rainy. and icy. and windy in here...
*BBC! Is there another country that pays to help their national channel to not be able to guess tomorrow's weather? I don't think so!
*The Guardian! Is there another nation that pays a hell of money everyday to not be able to understand a word from a newspaper? ... Mate, they are from the Shakespeare's century.
*Red buses! Well, that's London's popular object, but London is in Britain, right?
*Mails! Do not know about the rest of the Britain but England is definitely the last survivor of mail culture.
*Christmas cards! You spend hours to remember everyone and spend hours to fill those cards in at Christmas. What happens at the end? Recycling.
*Birthday balloons! No matter how old you are, you have to carry a balloon that says your new age on it on your birthday.
*Funerals... Horse carriages pass you by on the streets and a limo follows it every once in a while. Respectful.
*Rooney! A.k.a. Mr Fuck !
*Football and Hooliganism!
*Beer!
*Half naked men on sunny days!
*Underground! Not the gangs, the metro!
*Strikes! Especially this year in London!
*Saturday night parties!
*College students vs. Sixthform Students!
*GCSEs!
*A-Levels!
*5th of November! and unending fireworks!
*St. Georges Day!
*Rumours about the root of the word "fuck"!
*Ali G!
*Harry Hill! and TV Burbs!
*Never-ending EastEnders!
*Michael McIntyre!
*Harry Potter!
*Gerard Butler!
*Witchcraft!
*Rocknrolla!
*New wave of British Heavy Metal!

Are you laughing? Don't! You just have no idea how fun it is to live in Britain! ((=

PS: The biggest advantage of living in Hertfordshire must be the trains to Cambridge. We are 40 mins away from there mate! Cheshunt rails rules!

Thursday, 4 November 2010

Yalnızlık kalabalığı!

Siz de kalabalık yerlerde insanları izlemeyi sevenlerden misiniz?
Terapi gibi geliyor bana. Onların düşünceli halde telefonlarıyla ilgilenmeleri, gazete okumaları, kitapta kaybolmaları, müzikte hayat bulmaları, kısacası her halleri kendi yalnızlığımı unutturuyor bana.
Başarı yalnızlaştırırmış insanı. İnsanın yalnızlığını en çok hissettiği ama aynı zamanda en sıradan duyguymuş gibi yaşadığı yer ise kalabalık. Kalabalık öylesine büyük bir şelale gibi ki, suyun hızına göre yön belirliyor adımlarınız. Bazen girmek istediğiniz dükkanı geçiyorsunuz, kalabalığı yarıp ulaşamadığınız için. Aslında herkes yalnız. Bunu en rahat kalabalıkta hissediyorsunuz. Evet, yanınızdan binlerce insan geçiyor, sizi farketmeden belkide, belkide farkederek, bazen hızla çarpıp özür dilemeden, bazen usulca; size hissettirmeden. O kalabalık size yalnızlığınızı en derin hallere bürünmüş şekliyle yaşatır ya hani... Ama korkup kaçmazsınız, uzaklaşmazsınız kalabalıktan. Onların arasında sürüklenirsiniz. Bunun sebebi, o kalabalıktaki herkesin zaten yalnız olduğudur. Yalnızlık kalabalığı!
Gözlerinizi kapatıp teslim olursunuz sonra o yalnızlık kalabalığına. Onlarda kendinizi görürsünüz, kendinizi onlarda ararsınız.
Yağmur yağmaya başlar bazen ve etraftaki tek şemsiyesiz kişi siz olursunuz o an için. Asıl yalnızlığı o zaman hissedersiniz. Çünkü herkes okadar yalnızdır ki, o kocaman şemsiyelerin altında tek başınadırlar hani, yalnızlığı kabullenmişlerdir, o koca alandan birazını sizinle paylaşmak akıllarına bile gelmez. Sonra kafanızı çevirirsiniz. Dükkan tentelerinin altına sığınmış "siz"leri görürsünüz. Yine geçer o yalnızlık hissi. Tatlı tatlı gülümsersiniz yağmur damlalarına. Onları hissetmeye başlarsınız. Ne de olsa onlarda yapayalnız düşerler dünyaya...
Benim en çok hoşuma giden, trenlerde yapayalnız bırakılmış gazeteler. Kim bilir, kaç yalnız el dokundu, kaç yalnız göz okudu o satırları. Aslında ne kadar önemliler değil mi? Tren koltukları gibi. Her biri "tek bir kişi" oturabilsin diye dizayn edilmişler. Belki de senden, benden daha yalnızlar onlar. Ama çoklar. Her vagonda en az 20 tane mevcut. Yine geldik mi dediğime? Yalnızlık kalabalığı!
Bir de bir deyim var; yalnızlığı paylaşmak. Bunu zaten hergün yapıyoruz. Konuştuğumuz bakkal Ahmet, sizin yorgun oluşunuzu umursuyor mudur? Veya siz onun işlerinin o gün çok oluşunu ve eve gitmek istediğini umursuyor musunuz? Hayır. En basit örneklendirmeyle yalnızlık paylaşımı budur. Kendinden bir parça bırakırsın karşındakinin kulağına. Sağdan girer, soldan çıkar, ama sen paylaşmışsındır yalnızlığını. O huzurla yürümeye devam eder ayakların geri kalan yalnızlıklara.
Hepimiz birer kum tanesiyiz bu koskoca yalnızlık çölünde. Hepimiz aynıyız ama hepimiz farklı farklıyız. Ne durduğumuz yer, ne rengimiz, ne kaç senedir orada durduğumuz önemlidir yalnızlık kalabalığında. Çünkü yalnızlık kalabalığında herkesin hikayesi en önemlidir, halbuki sadece çöldür kuş bakışında görüntümüz! Acısı en acıdır, neşesi en neşelidir yalnızlık kalabalığındaki kimselerin. Dünya, yalnızlık kalabalığında sürüklenen insanların her birinin etrafında döner ya hani. Herkes en haklı, herkes en yardıma ihtiyacı olandır. Aslında herkes "en"dir, her biçimde, her şekilde "en". Kimse kabul etmek istemez ne olduğunu ama; herkes megalomandır, egoisttir, sadisttir, mazoşisttir orada! Herkes kendini düşünür. Çünkü herkes en yalnızdır o kalabalıkta.!

Tuesday, 2 November 2010

Kuyunun dibindeki kalp atışları, bekleyiş, son nefes.

Hani sen gittin ya,
Ben bıraktığın yerdeyim.
Hani sen devam ettin ya,
Ben bıraktığın gibiyim.
Hani sen ellerini uzatsan,
Ben hala okyanusların ötesindeyim...
Sen başlardın cümleye,
Ben bitirirdim hani.
Ben hala bitiriyorum senin cümlelerini.
Hayatta edindiğim en güzel alışkanlıktın sen.
Hala anıyorum adını istemeden.
Acımıyor artık ama,
Alışıyorum ben hala...
Bazen düşünüyorum, ne yapıyorsundur acaba...
Sen de özlüyor musundur şuanda?
Bir veda,
Bir elveda...
Bir hoşçakal bile demeden,
Sessizce,
Boşluğa,
Derinlere bıraktın beni.
Hani sen çekip gittin ya;
Ben hala dipteyim;
Beklemekteyim uzatacağın ipi...

Hararet.

İnsanın yalnızlığa alışması kötü birşey. Ama her sağlığa zararlı madde ve yiyecekte olduğu gibi, yalnızlığa da alışıyor beden. İnsanlar yabancılaşıyor zamanla. Kurduğun cümlelere anlam yüklemekte zorlanmaya başlıyorsun hatta, daha ileri gidip. 
Dün ne yaşadığın aslında kimsenin umrunda değil. Zaten anlatasın da yok. Ne güzel geçinip gidiyorsun koskoca dünyayla. Dünyada bir sen varsın, bir de diğerleri.
Kalbini birisi sahipleniyor falan.. Gerek yok bu tip saçmalıklara. Hepimiz ölmek için doğduk! 
Üşüyorum inceden. Üzerime ne giyersem giyeyim, üşüyorum. Dışarı bakarken ben, beyaz bir kar tanesi düştü camımın önüne. Beyaz! Saflığın rengi derler... 
Güzel bir koku duyuyorum. Oda parfümü olsa gerek. Yabancı bir koku ama bu, yine de alışığım ona da. 
Bir tel saçımla daha vedalaştık biraz önce. Cesedini kaldırdım pantolonumdan, yere attım, üzerine bastım. 
Toz olmuş ceketim. 
Titriyorum soğuktan artık, o raddeye geldi durum. Ayağım takıldı, sendeledim odada dolanırken. Düşmedim. 
Bir geri yürüdüm, bir ileri, mehter takımı gibi. 
Sigara sarmalıyım. Bilmiyorum neden. Canım istedi. 
Bugün de böyle geçiverdi. Hacıyatmaz gibi hissediyorum kendimi. Belim ağrıyor ama.
Turuncu gözümü alıyor. Parmaklarım ağırlaştı.
Bileğim kalkmıyor yerinden.
Uyumalıyım artık.

Sunday, 31 October 2010

Ölümden korkmuyorum!

Ölümden neden korkar ki bi insan? Bilinmezlik neden korkutur? Allah'ı kim biliyo? Kim gördü? Kim işitti? Ondan korktuğun için mi inanırsın? Allah'ın seni sevdiğini söylerler, nerden biliyorlar?
Hislerden kim gerçekten emin olabilir ki? Sen ne kadar eminsin ki hislerinden? Hisler bilinmezdir. Anlatılamazlar. Bir "seni seviyorum" cümlesiyle duyduğun şehveti, alışkanlığı, ona dokunduğunda hissettiklerini anlatabiliyorsan eğer o zaten sevgi değildir. 
Ölüm de öyle birşey işte. Bilmiyorsun. Emin olamıyorsun. Cennet varmış; cehennem varmış. Kim geri geldi de anlattı sana bunları? Allah'a inananlar cennete cehenneme neden inanır? Allah vermiyo mu bize bu yolları zaten? Bizi böyle yaratmamış mı? O zaman neden cehennem var? Kadere de inanırlar ya hani; ne yapacağın yazılmış önceden. Alnındaymış ya hani senin ne mal olduğunu söyleyen şeyler. O zaman cehennem neden var, birisi de bunu açıklasın bana o zaman. 
Ölümden korkmuyorum. Hayatım boyunca dünyanın en sikindirik dostu oldum, hep kötülük, hep iğrençlik. Cehennem vardıysa eğer, Allah'ta varsa tabii, beni NAH atarlar o zindana. Hayatım boyunca hep orospu çocuklarıyla uğraştım çünkü. Ben çekiyorum hayattayken yeterince, ölünce bana kimse çektiremez bana çektirdiklerinin cezasını. Eğer kader varsa, kaderimi yazan hesap verir. Ben değil.

Tuesday, 26 October 2010

Caner bey. İyi ki varmışsınız.!

Benim dayımın doğum günümüymüş bugün aman da aman :D Ver bi gıdı falan :D
Pislik adam, bi önerdiğin filmi, bi attığın şarkıyı beğenmeyeyim... Bi kere dediğine gelmeyeyim. Bir kez, Allah aşkına bir kez sana kötü birşey söyleyebileyim (= 

Sana ilk kez "yönetmen olmak istiyorum" dediğimde bana sorduğun soruları hatırlıyorum da... Caner, o soruları bir kez daha sorsana (= 
Resmen eğitime aldı adam beni! Ne kadar mükemmel bir insansın lan sen, pis? Helal olsun lan sana! Seviyorum lan seni! 


Dayıların bir tanesi! Doğum günün kutlu olsun. Yanında olmak istediğimi biliyosun bugün, olamadığımı falan. Hani gereksiz laf salatası yapmak istemiyorum hiç ama cidden kaderime sayıp, maddi durumuma sövüyorum şuan. Lidyalıların 7 ceddi, küfürlerim kapsamındalar ayrıca. Keşke kafam iyi olsaydı, bir edebiyat yardırsaydım şöyle :D


Hişt, bu yazım sana hediyem (= Ne de olsa yazacağım bütün filmleri senden öğrendim :) 




"Duyduğuma göre size bir patron lazımmış..."
"Burada bir patron var, bakınız benim!"
"Hım... Hiç sanmıyorum. Emekli olma zamanın gelmiş moruk senin."
"Hey! Hey durun, dur! N'apıyosunuz? Durun!"
Yakapaça çıkardılar adamcağızı işyerindeki o çok güzel dekore edilmiş odasından. 


Ne kadar güzel bir Hollywood filmi başlangıcı değil mi? Sonra o çıkarılan adamın bir yalaka, bir mafya babası piyonu olduğunu öğreniriz. Derken onu yakapaça çıkaran adamların o mafyayı bir şekilde devirdiğini öğreniriz. Zavallı adamcağız fidye için bile kaçırılmış olabilir. Canlandırın gözünüzde, eşi, çocuğu ve kendisi, büyük evlerinin kocaman salonunda, bir kaç tane siyah giymiş adam tarafından rehine tutuluyordur. Diyelimki 3 kişiler. İki adam elinde kocaman silah taşır, zavallı adam ve ailesine doğrultulmuştur silahlar. Adamlardan öbürü ise telefonda pis pis sırıtarak "patron"dan bizzat para talep eder. 


Siz de gerçekten sıkılmadınız mı bu zırvalardan artık? 


Cevabınız "evet" ise eğer, size birkaç film önerebilirim. 


-The Big Lebowski veya zavallı Dude, tabiri caizse Bahtsız Bedevi!
-Delirium veya paparazileri bize övmeyin bir zahmet...
-Fight Club veya "sözün bittiği yer". 
-A Clockwork Orange veya ne oldum demeyeceksin.
-Cast Away veya Tom Hanks'in oyunculuk yardırdığı yegane film. Film sonunda ayağa kalkıp alkışlamalı.
-Flight Plan veya what the fuck is this bullshit man?! :)
-Face Off veya Nicolas Cage'den nefret ediyorum, ama John Travolta için izlenir.
-Saw 1-2-3-4-5-6 veya "oha! Ne zaman 6. çıktı?", "dostum, 7. sinemalarda. Ayık ol."
-Hidden veya "Ee? Şimdi ne oldu ki yani sonunda sence?!"
-Funny Games veya kötünün tarafını tutmazsanız, çok sinir olursunuz.
-The Lost Highway veya "Şindi bi dakka. . ."
-Living in Oblivion veya "Anaa!" "Aaa!" "Yok artık!" "E yuh!"
-Constantine veya Hristiyanlık propagandasına maruz kalasım var.
-Magnolia veya "Sinir oldum. Ağladım. Mutlu oldum. Ben 3 saatte psikolojiden psikolojiye atladım sanırım."
-Burn After Reading veya "Brad'in suratı gördün mü? Azuhauzhaz"
-Fargo veya "gülsem mi, ağlasam mı bilemedim ki ben şimdi ne yapsam ?!"


Ben bu filmlerin hepsini bir üstaddan öğrendim. Kendisi, O'na Kalas denmesini uygun görmüştü zamanında. Derken uyuduk, uyandık, bir kaç kez göz açıp kapadık zaman geçti. Bir de baktık ki saçlarda beyazlar çıkıyor! (= Yaşlanmak böyle birşey olsa gerek. Ah zavallı dayım, bugün bir yaş daha yaşlandı aslında kendisi! Ama o, zamanın insanları değil armutları olgunlaştırdığının zaten farkında, zira kendisini tanıdığımdan beri olgundur. O, sadece zamanın getirdiklerini avantaj alır ve hayatına, en çılgın atan elementlerle devam eder (= 
Şanslıyım ulan! Seni tanıdığım günü doğum günüm ilan edesim falan var. Senin kadar sağlam dost bulmakmış demek ki benim bu çabalarımın karşılığı. Ne iyilik yaptım kime acaba, da seni bana gönderdiler "dayı" diye(=
Pis herif! Çok seviyorum seni! İyi ki doğdun, iyi ki varsın! Hepi börtdey tu yu!