Saçımı tarayacaktım ... her gün, hatta bazen günde iki kere yaptığım gibi. Upuzun dümdüz saçlarım var benim. Taramaktan başka herşeyi yaptım onlara ama saatlerce. Aynı, yatağın üzerindekileri koltuğa, koltuğun üzerindekileri yatağa atar gibi; önce topladım, sonra açtım, sonra ördüm, sonra yine topladım. Tarasam düzene girecek bir saçım, arap saçına dönmüş bir düzen var şu aralar... Tarasam ülkem düzelir mi acaba?
Sahile vurmuş insanlık başlığını taşıyan bir fotoğraf dönüyor bir zamandır internette. Minicik 3 yaşındaki bir bebek, minicik bedeni karaya vurmuş Suriye'deki savaştan kaçmak için ailesiyle bindiği bot alabora olduğunda... Boğularak can vermek ne acı.. Eğer bunu yaşayan büyük bir insan olsaydı belki bu kadar ses getirmezdi ki keza öyle zaten; arkadaşımın şahsen şahit olduklarını dinlediğimde dehşete kapıldım.
Bu ara çok dehşet verici şeyler oluyor dünyamda. Yeni bir işim var mesela, çok harika insanlarla çalışmaya başladım eski iş yerimdeki insanlar gibi; alışma sürecim biraz daha uzun sürüyor işi öğrenme çabamla birlikte. Bilmediği bir işi yapmak bir insan için en dehşet verici şeylerden biridir bana soracak olursanız. Neyseki dediğim gibi harika insanlar var etrafımda ve desteklerini hiç esirgemediler şu ana kadar. Bu güzel haber.
Yine bir çocuk öldürülmüştü geçenlerde ve Kürt olduğu için "ama terörist" demişti baĞzı haysiyetsiz şahsiyetler. Bunun güzel yanını bulamıyorum. %100 dehşet garantili bir hikaye bence bu. İnsanlar, ölenin ırkına göre üzülüyor veya seviniyor... Bu neyin kini? Neyin düşmanlığı acaba ...
Bu ara ya çocuklara ya kadınlara oluyor olan. Ülke'nin karışıklığına bir çok sebep getirebiliyor insanlar ancak bence en büyük sebep dünü çabuk unutmamız. Bu ülkede her saniye güncellenen bir gündem var ne yazık ki.
Dün ağladığımız ne varsa, sövdüğümüz kim varsa bugün bambaşka hallerdeyiz. Neye eylem yapacağımızı şaşırdık, neyi protesto edeceğimizi, neye sevineceğimizi, neye ağlayacağımızı.
Teskerelere onay verilmesi için iki kolu, iki bacağı, olmayan beynini kaldıran insanlar var bir yerlerde. Aynı oksijen sarfiyatı yaptığımızdan şüphe ediyorum.
Aynı zamanda maden facialarının modası geçti, Özgecan'ı hala profil fotoğrafı yapanlar "e değiştir artık" cümlelerini duymaya, Ali İsmail'in kim olduğu unutulmaya, Ethem Sarısülük'ün katilinin serbest kalışı olağan durumlar listesinde yerini almaya, asansör faciası raflara kaldırılala, canlı bomba mükemmel insanları öldürmesi hatırlanmamaya (hani şu çocuklara oyuncak götürenler) ve Gezi Mücadelesi'nden de geriye "ya zaten ilk günler Gezi Gezi'ydi, sonradan cozuttu onlarda" cümleleri yankılanmaya başlayalı saatler oldu ...
Bu ülkede 1 saatte 60 potansiyel gündem değiştiğinden, oldukça uzun bir zaman diliminden bahsediyoruz esasen.
Türkiye gündeminde değişmeyecek ve aslında sadık kalarak sürekli bahsedebileceğimiz tek şey nem.
7'den 70'e, tüm politik görüşlerin, tüm dini inançların, tüm sosyal ekonomik sınıfların ceremesini çektiği tek şey NEM. Ne acı değil mi?
Yaklaşık 10 dakikadır burada bunları yazıyorum, klişeleşmiş şehit haberlerinden başka gündemde değişiklik olup olmadığını kontrol etmeliyim artık. Artık trafik kazası haber niteliğini kaybetti ne zamandır, yakında şehit haberlerine de aynısı olursa şaşırmam.
Her gün bi şehit veriliyor ne de olsa ... Tozlu raflar böyle zamanlar için var.
A sahi, bir tiyatro sanatçısı düşünce özgürlüğünü kullanması sebebiyle ihraç edilmişti günler önce. Bir yerlerde savaşlar oluyor bu arada, her gün olduğu için onu da es geçiyoruz artık.
Ee, yarın ne giysem?
Nem var ya, çok terliyor insan. Önce saçımı tarayayım, sonra pamuklu birşeyler bakarım artık.
Sunday, 6 September 2015
Sunday, 17 May 2015
aç o müziğin sesini!
Kapat ışıkları, yak bir mum, müziği son ses aç, öyle ki kendi düşünceni duymak için çığlık çığlığa bağırsın beynin!
Ritme kaptır bedenini.
Gözlerini kapanır, bir bakmışsın bedenin dans ediyor.
Uzaydan dünyaya bakar gibi ...
Çoğun içindeki az gibi ...
Yeltenip, sonra cesaret edemediklerin gibi ...
Kapat gözlerini, karanlığın rüyasına dal.
O an başka hiç kimse yok aklında işte.
O an sadece müzik, sen, mum, siyah, dans, ritm ...
Şunu söyleyebilirim ki; o anda varolduğunu hissedeceksin!
Yaşadığını.
Elektriği.
Yemişim gerisini zaten.
HAYAT SÜPER LAN!
YAŞA!
GÖR!
HİSSET!
AÇ O MÜZİĞİ!
AÇ!
SON SES AÇ!
HİSSET!
DANS ET!
VAZGEÇ!
UMURSAMAYA DEĞMEYECEK HERŞEY O MUMDA YANIYOR CAYIR CAYIR!
UNUT!
KENDİNİ AFFET!
ÇOK GÜZEL ULAN!
YANIYOR!
BİTİYOR!
GİDİYOR!
ACIMIYOR!
BİTTİ!
DANS EDİYORUM!
RİTM ŞAHANE!
YAŞIYORUM!
YAŞADIĞIMI ANLIYORUM!
Friday, 3 April 2015
Ölüm.
İnsanın canı en çok, sevdiği ölünce yanar.
Kalbi durduğu için ölmez ama herkes.
Kimileri söyledikleri kurşun gibi laflarla kendilerini katleder.
Ölüm ağırdır, acıdır; acıtır.
Kimileri yalnızca ölür ...
Kalbimde.
Kalbi durduğu için ölmez ama herkes.
Kimileri söyledikleri kurşun gibi laflarla kendilerini katleder.
Ölüm ağırdır, acıdır; acıtır.
Kimileri yalnızca ölür ...
Kalbimde.
Wednesday, 11 March 2015
Berkin ...
Bugün Gezi vidyolarını izledim, gözlerimden iki damla yaş aktı.
"Tekrar olur mu anne?" diye sordum, "erken bitti" dedi, "çocuklar erken gitti" dedim.
Öyle ya, birinin kafasına gaz fişeği isabet ettirdiler, 16'sında gitti; birini döve döve öldürdüler 19'unda gitti; birini taksi çiğnedi 19'undaydı; birini vurdular, gitti; biri çatıdan "düştü" gitti; of anam of gitti hepsi, hepsi gitti.
"Bir daha umutlanır mıyım anne?" dedim, "daha gençsin, umutlar yeşerir elbet" dedi.
Giden gitti ...
Nasıl bir özlemdir, bu nasıl özlemektir ... Sesimin kısılması, ciğerlerimde oksijen bitene kadar slogan atış ... Gecenin köründe eve geldiğimde çektiğim taban ağrısı. Yumruğumu sıkmaktan sol kolum ağrımıştı günlerce.
Direniş düdüğüm, direniş spor ayakkabılarım, eşofmanlarım ve ben.
Özgürlüğün kokusu bir başkaymış.
Ölümü dilemek bir başkaymış.
Gidenlerin adını her okuduklarında "BURADA!" diye bağırmak ...
Nasıl güzeldi "sık bakalım" diye böğürmek ...
Çok güzeldi, çok; 16 yaşındaki ufacık bir canı, 15 kilo toprağın altına koyuncaya kadar ...
ve ben babasını dinledim, biliyor musunuz? Kadıköy'de yapılan eylemimsi konserde babasına mikrofon verdiler. Yüzünde acılı bir tebessüm vardı. "Sizler benim evladım oldunuz, dualarınızla Berkin uyanacak, biliyorum!" dedi.
Çok erken bitti herşey ondan sonra. Çok erken gittiler ...
Işıklarda yat çocuk.
"Tekrar olur mu anne?" diye sordum, "erken bitti" dedi, "çocuklar erken gitti" dedim.
Öyle ya, birinin kafasına gaz fişeği isabet ettirdiler, 16'sında gitti; birini döve döve öldürdüler 19'unda gitti; birini taksi çiğnedi 19'undaydı; birini vurdular, gitti; biri çatıdan "düştü" gitti; of anam of gitti hepsi, hepsi gitti.
"Bir daha umutlanır mıyım anne?" dedim, "daha gençsin, umutlar yeşerir elbet" dedi.
Giden gitti ...
Nasıl bir özlemdir, bu nasıl özlemektir ... Sesimin kısılması, ciğerlerimde oksijen bitene kadar slogan atış ... Gecenin köründe eve geldiğimde çektiğim taban ağrısı. Yumruğumu sıkmaktan sol kolum ağrımıştı günlerce.
Direniş düdüğüm, direniş spor ayakkabılarım, eşofmanlarım ve ben.
Özgürlüğün kokusu bir başkaymış.
Ölümü dilemek bir başkaymış.
Gidenlerin adını her okuduklarında "BURADA!" diye bağırmak ...
Nasıl güzeldi "sık bakalım" diye böğürmek ...
Çok güzeldi, çok; 16 yaşındaki ufacık bir canı, 15 kilo toprağın altına koyuncaya kadar ...
ve ben babasını dinledim, biliyor musunuz? Kadıköy'de yapılan eylemimsi konserde babasına mikrofon verdiler. Yüzünde acılı bir tebessüm vardı. "Sizler benim evladım oldunuz, dualarınızla Berkin uyanacak, biliyorum!" dedi.
Çok erken bitti herşey ondan sonra. Çok erken gittiler ...
Işıklarda yat çocuk.
Friday, 6 February 2015
Chill out.
Chill out man, it's life!
Everybody is going through things, nobody is living the perfect life.
Chill out, mate. It's the football, that's the football!
Antidepressant are kicking in, I can feel it.
No placebo, no lies, just the feeling of nothingness and your head wants a pillow...
The nail-polish ... They are the slowest things on earth when you don't have time to wait for them to dry out.
Suddenly my headache is sliding away.
All I want is to sleep into nothingness.
No idea what I'll be wearing tomorrow. I don't give a damn about it actually.
The clocks go tick-tock.
The rain is slapping the leaves of the trees.
There's a sound of wind knocking on my window with it's scariest face.
The night is black.
I'm chilled out, finally.
Whatever happens, happens.
I don't care about tomorrow. Tomorrow will be lived and passed and will become a yesterday like any other day.
I'm in love with an amazing man.
I have a cat, an adorable one.
I've got two bottles of antidepressants.
Therefore, I believe I can fly!
Therefore, nothing can hold me down.
I will never let myself feel as down and as bad as I did today ever again. That's a promise.
Sunday, 1 February 2015
Huzurlu gece
Gün, akşam ne kadar kaoslu, ne kadar stresli, ne kadar sesli geçerse geçsin, huzurlu bir sessiz gece kovalar insanın aklındakileri en sonunda.
Lodos patlar bazen; rüzgarın ağaç yapraklarını hışırdatış sesleri camın pervazından sızar usulca. Yelkovan, akrebi kovalar tik-tak. Bir süre sonra yalnızca nefes alıp verdiğini duyar insan.
Nasıl hoş karşılanmaz, nasıl misafirperver davranılmaz böyle bir geceye?
Kimi zaman yanında sevdiği olur insanın, kimi zaman yalnızca yastığa sarılır yalnızlığını unutmak için. Yalnız veya birileriyle; sessizdir gece ve o huzurlu karanlık insana birçok şeyi unutturur.
Keşke fotoğraflandırabilsek huzuru, sevgiyi, mutluluğu.
Soyut olan herşeye somut karşılık arar ya insan; onun gibi düşün.
Bazı geceler, zaman tam orada dursa ve sonsuza kadar o huzurda kalsam diyorum kendi kendime.
Evimle birlikte, tik-tak ve hışırtı sesleri eşliğinde, sıcacık, sonsuza ...
Saturday, 3 January 2015
Biz kimmişiz!
Dan dadadan!
Davullar eşliğinde hoşgelişler ve mehter marşı ile gidişler.
Umursadığımdan değil de, çenenizi eşek tepsin.
Vay be arkadaşım, biz kimmişiz ...
Uzak diyarlardan geldi ben, tuRist turRrist.
Bakıyorum, anlamıyorum, anlam yüklemeye çalışınca mavi ekran veriyorum.
Bu denli boş beyinler bir araya nasıl toplanmışlar da seni beni çekiştiriyor?
Vay be arkadaşım, biz kimmişiz ...
Selamını esirgeyen, kelamıma uzaktan misafirdir.
Bariz, net, açık, seçik.
Mide kaldırmaz, taş olsa çatlar, ayıp.
Yazıktır be arkadaşım, biz kimmişiz ...
Davullarla karşılandığın yerden, mehter marşıyla uğurlama bekliyorsun ...
İki ileri - bir geri.
Dosdoğru kapı tarafına kırmızı halı sermiş, uğurlama yapıyorum, sıkma sen güzel canını.
Buraya kadarmış.
Dan dadadan!
Davullar eşliğinde hoşgelişler ve mehter marşı ile gidişler.
Umursadığımdan değil de, çenenizi eşek tepsin.
Vay be arkadaşım, biz kimmişiz ...
Uzak diyarlardan geldi ben, tuRist turRrist.
Bakıyorum, anlamıyorum, anlam yüklemeye çalışınca mavi ekran veriyorum.
Bu denli boş beyinler bir araya nasıl toplanmışlar da seni beni çekiştiriyor?
Vay be arkadaşım, biz kimmişiz ...
Selamını esirgeyen, kelamıma uzaktan misafirdir.
Bariz, net, açık, seçik.
Mide kaldırmaz, taş olsa çatlar, ayıp.
Yazıktır be arkadaşım, biz kimmişiz ...
Davullarla karşılandığın yerden, mehter marşıyla uğurlama bekliyorsun ...
İki ileri - bir geri.
Dosdoğru kapı tarafına kırmızı halı sermiş, uğurlama yapıyorum, sıkma sen güzel canını.
Buraya kadarmış.
Dan dadadan!
Subscribe to:
Posts (Atom)
