Thursday, 17 January 2013

Yarım kalmış bir hikaye...

Yıkık dökük bir düzen bu. Haksız, adil olmayan bir düzen bu. Sen pembe toz bulutlu hayallere daldığında, gerçekle kafa tasını kıran bir düzen bu.
Ciğerine oturur derler, bazı acılar; ciğerime oturdu. Ne kadar küfür varsa, hepsini sıralıyorum teker teker!

Saturday, 5 January 2013

Kolay birisi değilim.

Ben kolay birisi değilim geçinmeye.
Arkadaş olmaya, kabul etmeye...
Kolay birisi değilim, boyun eğmeye...
veya kendimi ifade etmeye.
Zordur anlaşmak benimle.
Hani gurur duyduğumdan değil de...
Nefret ettiğimden anlatıyorum.
Belki değişir diye...
Ufacık bir hareketlenme görürsem
   Rakip takımda;
Defansa geçerim saniyeler içinde.
Baktım ki orta sahadan geliyor akın akın,
Duvar örerim hemen, içimde...
Zordur birine güvenebilmem...
Ama çok kolay silerim, anında.
Çok seyrektir sildiklerimi düşünmem...
Ama yoklukları dokunmaz bana.
Herkesin hayata bakışı,
Herkesin hayatının akışı farklı tabii.
Benim hayatım bana rahat,
Bana güzel, bana ait.
Ne kimse beni ilgilendirir,
Ne kimseyi benim hayatım.
"Umursamıyorum" ayakları bayattır,
Onu demiyorum.
Benim dediğim kolay birisi değilim,
En iyisi sen kendi rahatına bak.
Boşver sen beni.
Ne gereği var şimdi hayatıma gireceksin,
Sonra gideceksin falan.
Kendi takıntım bana batsın bir tek.
Her günümü gülerek geçireyim,
                                                 yeter.


Monday, 24 December 2012

Başaramadıklarım.

Beynim zonkluyor düşündükçe başaramadıklarımı... Migren ne kötü şeymiş! Bak başardığım yegane şeylerden biri migren hastası olmak. Sonra yalnız kalmak var sırada. Sonra aşksızlık. Sonra tutamadığım sözler; kendime ve başkalarına. Sonra umutsuzluk. Bunlar büyük başarılar...

Bir de başaramadıklarım var. Çok çalışıp, en düşük puanı aldığım dersler gibi. Hedeflerim gibi. Hayallerim gibi. Mutluluk gibi...

Merak ediyorum, herşeyi başarmış insan mutlu olur mu? Yetinir mi elindekilerle? Yoksa daha fazlasını mı talep eder, herkes gibi? Herşey başarılabilir mi?

Merak ediyorum, seçme şansım olsaydı eğer, yine aynı yoldan mı giderdim? Bu kez neleri değiştirirdim? Herşey aynı kalırdı bence. Böyle böyle olgunlaşıyor insan ne de olsa... Aldığın her darbe, bir saç telini kırlaştırıyor, bir çizik çıkartıyor yüzünde, bir seviye fazla titrettiyor ellerini ve en son darbe ininceye dek bükülüyor boynun yavaş yavaş... O darbe inmeden hemen önce bir bakmışsın, elinde kalan üç beş mutlu hatıra ve "başaramadıkların" sana sadık dost kalmışlar, onlara yastık misali başını yaslayıp uyur olmuşsun... çünkü artık çok geçtir birşeyler için...

Umutları olmadan yaşayabilir mi bir insan?




Friday, 21 December 2012

Deniz yağıyor.

Yanıma gel.
Ellerimden tut...
Sıkıca.
Tut ki düşmeyeyim yalanlara...
Karanlığa.
Birlikte izleyelim yaşananları...
Değişen insanları...
Hayatı.
Birileri öldü.
Birileri dondu.
Birileri yolundan döndü...
Birileri yok oldu...
Güneş doğdu.
Bugün anladım ki,
Bulut olmuş bizimki..
Yağmur yerine Deniz yağıyor. 

Tuesday, 4 December 2012

ve bir ki seksenbeş!

Eğer okul bu kadar uzun olmasaydı,
 hayat bu kadar zor olmasaydı,
 aşkı Hollywood filmlerindeki gibi sanmasaydık,
 fiziğim düzgün olsaydı,
 biyolojiden çakmasaydım,
 adaleti demokraside aramasaydık,
 "Yurtta sulh, cihanda sulh" birilerine batmasaydı,
 dininiz islam olmasaydı,
 dilde kemik olsaydı,
 kalpte çekmece olsaydı,
 parmaklar tabanca olsaydı,
 gözde çip olsaydı,
 birileri yalan söylemeseydi,
 birileri at gözlüklü olmasaydı,
 Mars'ta hayat olsaydı,
 Venüs'te huri, Plüton'da nuri olsaydı,
 ölünce birşey olmayacağını anlasaydınız,
 doğaya sahip çıkılsaydı,
 dünyanın dengesi kurcalanmasaydı,
 ayağım karıncalanmasaydı,
 bu ödev beni benden almasaydı DÜNYA ÇOK EĞLENCELİ OLABİLİRDİ MESELA!

DÜŞÜNSENE!


Sunday, 2 December 2012

Bir şans daha...

Deli gibi buz her yer, deli bir soğuk...
Kar yağsa da kırılsa...
Sonra bembeyaz olsa heryer, uçsuz bucaksız...
Yanımızda sıcacık bir soba...

Anneannem elma soysa,
Annem haberleri izlerken...
Dayımlar bir film koysa,
Ben annemin kucağında uyuklarken...

Belki pamuk ninemler gelir,
Belki Şükran teyzemler çağırır...
Belki Mustafa Keser çıkar televizyona,
ve Eminoşlar haber verir...

Sonra sabahleyin evden çıkarken bir bakmışız,
Kapı kolunda bir poşette süt ve meyvesuyu...
İsimsiz bir kahramanlık, Şöhret Mutlu'daki,
Herkes bilir yinede Nedret amcamın olduğunu...

Akşam Mete dayım gelir işten.
Araba varsa, hepberaber gezmeye!
Kıramaz anneannemi, arabaya doluşuruz,
Ya sahile götürür ya Karacaahmet'e!

Mutfaktan mis kokular gelir,
Komşuda pişen bize de düşer!
Ya biz göndeririz,
Ya da Zeynep ablamdan sepet iner.

Sonra bir bakmışız, mevsim yaz!
Kayhan dayımla bir kavanoz reçeli bitirmişiz!
Akşama bolca karpuz ve peynir biraz,
Sonra teyzemlerle muhabbete dalmışız...

Günlerden Cuma ve alışveriş zamanı.
Azıcık kandıra biberi ve diğerleri.
Derken akşama yemek telaşı,
Yemekten sonra mevsim meyvesi.

Bir bakmışız ben büyümüşüm..
Dayımlar evlenip gitmişler yuvadan...
Anneannemin saçları bembeyaz olmuş,
Hala meyve soyuyor, köşesinden.

Bayat bir tabir olacak ama...
Keşke bir şans daha verse hayat...
Tadını çıkartarak yaşardık her anı,
Dünyaya inat!

İyi ki doğdum!

Bir sperm, yumurtayı döller ve bu küçük hücre yavaş yavaş toparlanmaya ve şekillenmeye başlar. Tam formunu alması, hepimizin bildiği gibi 9 ay 15 gün sürer. Bu süre içerisinde annenin rahminde büyüyen bu canlı, diğer organların sıkışmasına, annenin karnının büyümesine, bazılarında tansiyon bozukluklarına ve genel olarak hormonal dengesizliklere neden olur. Hamilelikte dengeli veya dengesiz, bütün anneler kilo alır. Süt salgılama hormonu, ağrılı bir göğüs büyüme evresine sokar anne adayını. Zaten bütün dengesizlikleri yaşayan annenin, fetusun saç miktarıyla doğru orantılı olarak mide bulanıklıkları baş gösterir. Eğer anne zararlı tütün ve alkol maddelerine bağımlıysa bu, bebek için çok zararlı olduğundan, bir de bu ürünlerin bırakımı stresi binecektir annenin omzuna. 9. ay 15. gün gelip çattığında, kaideler haricinde tabii, doğum sancıları başlar. Bu sancıların ne kadar kötü olduğuna dair herkesin bir fikri var fakat son araştırmalara göre aynı anda 5 tane kaburga kemiğinin yavaş yavaş kırılması şiddetinde bir acıymış bu. Anne olmanın acıları bitmiyor. Doğum "mucizesinden" sonra anne bebeğini kucağına alır ve bir rivayete göre bütün acılarını unutur.

Sonra bu bebek büyümeye başlar...

4 Aralık 1990, ben doğdum. 

Benim doğumum sırasında annemin bağırsakları düğümlendiği için bir çok operasyon geçirmiş ve en sonunda bütün bunlar yetmezmiş gibi, öldü sanılıp morga konulmuş. Daha sonra annemin yaşadığını kim anladı bilinmez, morgtan çıkartılıp yoğun bakıma alınmış. Anneme göre bir kaç ay, babama göre 13 gün olan bu tedavi süreci sonunda, 50 kilo doğuma giren annem 150 kilo olarak hastaneden ayrılmış; kortizon uygulaması, vs. 

Ben de kalbimde delikle doğmuşum. Doktorlar ameliyat dediği halde bitkisel çözümle kalbimi tamir eden annem, ne yazık ki, ırsi olarak babamdan geçen orta kulak iltihaplanmasına hiç bir çare bulamadı. Herhalde bir 11-12 yaşıma kadar her kış, mutlaka iltihaplanan kulağımın ağrısı yüzünden kulaklarımı kapatıp kafamı duvarlara vurduğum geceleri hatırlıyorum. Ben ağlardım, annem kahrolurdu. 

Ha tabii bu arada egzama, E330 maddesi alerjisi, hayvan tüyü alerjisi ve rüzgar alerjisi çabası. Ufacık rüzgarda gözlerim şişer, ufacık E330 maddeli yiyecek yediğimde her yanım kabarır... Bizi evde bulamayanın hastaneye geldiği dönemdi bunlar. 

Neyse ki, kulak iltihaplanmasını da atlattım. Gerçi sağ kulağımda duyma kaybı var şuan, ama ağrılar bitti. Alerjiyi de yendim. 

Daha sonra anneannem kanser oldu ve onun acısı, hepimizi acıttı. Tam da kışın ortasına denk gelmişti, anneannemin rahatsızlığı. O hastanedeyken, ben de evde grip olmuş yatıyordum. Annem, sabah kalkıp ilacımı içirip, işe gidip, işten sonra hastaneye gidip, gecenin bir körüne kadar anneannemin yanında kalıp, sonra eve gelip zamanı gelmiş ilaçlarımı içirip yatırıyordu beni. 

30 Kasım 2002 günü, anneannem melek oldu...

Daha sonra ergenlik çağı sıkıntıları baş gösterdi. 8 sene önce İngiltere'ye yerleştik ve ilk geldiğim dönem, hatta ilk 8 ay çok ağır bir depresyon geçirdim. Annem ne yapacağını şaşırdı bu dönemde. Dilini ve kültürünü bilmediğimiz bir ülkedeydik ve okullar beni kabul etmemişti. 8 ay boyunca evde kaldım. 
Sürekli ağlıyor, sürekli ölümü düşünüyordum. 

Derken annem depresyona girdi. Eski eşiyle ayrıldılar ve bu kez o çocuk-ben anne gibi olduk. Yaklaşık 2 yıl anti-depresan kullandı ve sonunda bir şekilde atlattı bu durumu. 

Sonra benim sıkıntılarım başladı, yeniden. Üniversite, sonrasında ne yapacağım, neye neyi nasıl yapacağım ve hepsinin ötesinde ergenlikten çıkış-erişkinliğe geçiş dönemi ve kurdeşen dökmeye başladım. Önce çok ağır ilaçlar verdiler, sonra hastaneye gönderdiler. Bilmem kaçıncı kan tahlilinden sonra fındık allerjisinin başladığını öğrendik. Bir bu eksikti, hayırlı olsun. 

Şimdi, aşırı saç dökülmesiyle ilgili olarak evvelsi gün verdiğim kanın tahlil sonuçlarını bekliyoruz. 

Hem annem çekti, hem ben çektim, çekmeye devam ediyoruz... Yani diyeceğim o ki, iyi ki doğmuşum. Hayat pek güzelmiş!