Thursday, 9 August 2012

Peki . . .

İlham bekleyen sanarkarın aslında acıyı beklediğini anladım.
Sanatkar olduğumu söylemiyorum.


Çok eskilerden bir anı gibi herşey. Oldu. Bitti. Çünkü olmalıydı. Çünkü bitmeliydi. Çünkü hayatın bana attığı en büyük kazık bu "mükemmeliyetçilik". Zaten, sırf bu yüzden kendimden nefret etmekte değil miyim?

Matem. Siyah. Ağıt. Yas.

U-mutsuzum.

Bir küçük sinema bileti, bir iki eşya, anılar, hayalleri yanıma aldım, gidiyorum.

Yüreğimi emanet edip gidiyorum.

Son sözü söyledi ve bitti. Son sözü söyledi, çünkü bitti.

Bedenim kendime ağır. Gidiyorum.

Nefes almaya bile halim kalmadı bu savaştan sonra. Gitmeye mecalim... ama gidiyorum.

"... Just go"

Peki. . .

Wednesday, 11 July 2012

2 books in 3 days.

I've read 2 books in 3 days. So you can totally imagine what kind of situation I am in. I am doing everything I can to escape from reality.
As such 3 days ago I have watched 4 films in one day.
It doesn't feel right anymore... this... Whatever this called. The stupid reality. This stupid reality. It doesn't feel right.
I've got too many questions. I've got too many wishes. Too many thoughts. Too many mistakes. Too many regrets. Too many maybes. Too many hopes.
I don't know who I am. I don't know what I want. I don't know what I should do. All I want to do is to escape from reality and so I read... nonstop. 
So the book I've finishes first was called "the boy who could see demons". It literally made me think. Mixed my emotions up. It was too good to be true. After the story was finished I've checked for other books of the writer. Will wait. 
Then I've started and finished "100 strokes of brush before bed" today and I've hated that girl. She was too idiot to see what she was doing to herself. She was an idiot to destroy her teenage-hood just over a heart-break.  
She went through what everyone does but she was a drama queen that was idiot enough to be blind towards the truth: there is a true love awaits you. So while she was losing hope towards that "perfect love" she became a whore. Awesome.


All I wanted to do was to escape from reality and occupy my head with other things instead of struggling with what I have and here I am, angry at a stupid teenager who turned herself into an orgy whore.

I need a break.

Thursday, 5 July 2012

Best-FriendShip

I see lots of memes about best friendship these days. One of them said "best friends never let you do stupid things alone".

So, imagine..

A Chinese guy called Woo breaks into your best-friend's house, pees on his rug and you talk him into find the actual millionaire Lebowski to pay for the rug... just because it really tied the room together.
Your friend agrees and goes to see him. Next thing you know he has been thrown out from the premises with a rug he has taken without the actual dude's permission. You guys don't really care and continue bowling.
The issue is, you guys are in a bowling team together and you never see him play, ever. He is there, though, all the time.. either drinking or talking.
Then things go wrong and the millionaire dude asks your friend Dude to help him to get his ex-porn star wife back as she's been kidnapped. Of course you come up with a perfect plan. You take his car, with a package filled with explosives and a bag filled with your dirty underwear to be given to the kidnappers... so that you guys will take the money.
Your plan fails, you fuck up his car, millionaire dude's wife's toe has been cut and next thing you know, your best friend tell you to fuck off! What a Dude, right!
Anyways, after everything happens, the kidnapper nihilist guys puts Dude's car on fire and attacks your pacifist friend which causes a deadly heart-attack. He dies.
You and Dude takes his ashes and you say some clever things and then try to throw the ashes on the ocean. Though you fail because of the wind and you make your best friend cover in those ashes.
Not cool man...
Next thing you know, you turn to your friend and say "fuck it, lets go bowling".
Though, again, you have never seen your friend play it with you, ever.


This is an epic story of best-friendship by Coen Brothers, called The Big Lebowski. 



Friday, 29 June 2012

Yeter!

Arkadaşım, ben mutsuz bir insanım. Bununla ne gurur duyuyorum, ne hava atıyorum, ne tarz yapıyorum kendime, ne cool olduğumu düşünüyorum, ne dikkat çekmeye çalışıyorum, ne birilerinin bana acımasını istiyorum, ne de kendimi aşağılıyorum.

Ben, yalnızca, mutsuzum.

Bu durumu, kendini bilge gibi gösterip, milyon tane atasözü sarfedip de kendi egolarını tatmin etmek için kullanma artık. Senin 5 kuruşluk düşüncelerin veya bana vereceğin bin yıllık öğütler umrumda değil. Ben mutsuz bir insanım, bu kadar.

Elimde olanlar, olmayanları örtemiyor diye mutsuzum. Yalnızım diye mutsuzum. Etrafım kalabalık diye mutsuzum. Sessiz diye mutsuzum. Çok sesli diye mutsuzum. Yamuk diye mutsuzum. Düz diye mutsuzum. Garip diye mutsuzum. Sıradan diye mutsuzum. Monoton diye mutsuzum. Basit diye mutsuzum. Değişik diye mutsuzum. Zor diye mutsuzum. Sana ne? Var veya yok sebebi. Ben mutsuzum.

Değişmeye çalışmıyorum. Değiştirmeye çalışmıyorum. Değiştirmeye çalışma. Değişmek istemiyorum. Kendi halimden mutlu değilsem de kabullendim: ben mutsuzum!

Gülümsemek için oynatacağım 40 küsür kasa acıdığım, üşendiğim için mutsuzum.

Mutsuz olmak en basidi, mutlu olmakla uğraşamayacağım için mutsuzum.

Kötüyü gören gözünü kapatıp, iyiyi hayal etmek yorduğu için mutsuzum.


Ben mutsuzum. Beni tanı. Hayatımda kalacaksan böyle kabul et. İstemezsen işte kapı, işte sapı. Çok umrumda olmaz, emin ol.

Umarım bu kadar tekrar tekrar yazarak beyninize sokabilmişimdir durumu. Bana artık "mutlu ol, hayat güzel, lalala" gibi şeylerle gelmeyin.

Son kez belirtiyorum ki,



BEN MUTSUZ BİR İNSANIM! 

Tuesday, 26 June 2012

I had to tell you how I feel.

It was a complicated day today. I couldn't decide how I was feeling. Empty, lonely, friendly, happy, upset, angry... 
I cried a little. 
I smiled afterwards.
Then I was angry and sad at the same time...
Weather felt the same I guess... Because it was sunny and rainy... Hot and windy... It was warm and wet.

So it was complicated. 

and yesterday...

I've written "things" for you yesterday. You liked them I suppose, as there was a simple quiet smile on your face. 

We looked like giants. 

Do you hear it? 

Here comes the rain again...

Thursday, 21 June 2012

Ninni...



Küçülsek de keşke büyümesek.. Büyümek insana dünyanın her halini gösteriyor..Büyüdükçe uykularına zehir katılıyor insanın, gözlerindeki perde kalkıyor. Görmek istemediklerini, duymak istemediklerini yaşatıyor bazen hayat.
Gerçi bundan da zevk alıyor insanoğlu. Ne de olsa bunlar tek tek birer birikim ve bütün bu birikimler sana "olgunluk" olarak dönüyor. Halbuki küçük yüreğine kimseler sormuyor ne kadar kırıldığını, kaç parçaya bölündüğünü...
İlk kez ellerin titrediğinde, ilk kez dilin kekelediğinde, ilk kez vicdanın sızladığında, ilk kez yargılandığında ve ilk kez ölmeyi arzuladığında yalnız olacaksın; etrafındaki boş kalabalık içinde.
Kimsenin seni anlamasını bekleme! Hepsi ayrı ayrı, senin ağzından çıkan lafları kendi istedikleri gibi anlayacaklar. 
Nasıl görünmek istediğinin önemi yok! Hepsi, tek tek, seni görmek istedikleri gibi görerek yargılayacaklar.
Sen ne kadar değişmek istesende, onlar eski "sen"i hatırlatacaklar sana ve bıktıracaklar.
Onlar söyler; sen duyacaksın. Onlar yapar; sen göreceksin.
Hayat kolay değil... Yalnız doğdun, yalnız öleceksin.
İyi uykular küçüğüm.
Uyusun da, büyüsün...

Tuesday, 19 June 2012

Çocuk

Seksen kez yazıp sildim. Ne yazacağımı bulurum elbet, sorun anlatamamakta. Yıllardır her şair, şarkı sözü yazarı, roman yazarı aynı dertten muzdarip değil miydi?

Ben yazarım yazmasına, ama ne hissettiğimi nasıl anlatayım ki?

Bir de işin kötüsü yazmaya değer mi?..


Düşün ki hava çok soğuk, sen üzerinde tiril tiril bir kaç parça giysi ile yavaş yavaş yürüyorsun. Üşüyorsun. Kollarınla sarmışsın bedenini. Kar atıştıracak belli ki. Rüzgar da var az biraz.
O anda ileride bir trafik kazası oluyor ve bir araba bir çocuğa çarpıyor. Koştur koştur yanına gidiyorsun.
Kar başlıyor.
Önce çocuğa müdehale ediyorsun bildiğin bir iki ilk yardım taktiğiyle. Sonra çocuğu kucaklıyorsun.
Bu arada şoför şokta. Sokakta kimseler yok.
Çocuğu kucakladığın gibi koşmaya başlıyorsun. Hastane nerde bilmezsin, yollar bomboş, telefonun şarjı bitmiş... Saatlerce yürüyorsun. Saatlerce bir yer arıyorsun.
Tipi iyiden iyiye bastırıyor. Göz gözü görmez halde. Sen inatla hastane arıyorsun.
Artık adımların yavaşlıyor. Bacakların ayrı, kolların ayrı ağrıyor ama çocuğu asla bırakmıyorsun yere.
Kenarda bir yerde, bir kaldırım köşesine oturuyorsun. Artık herhalde bir 4 saattir yoldasındır.
Çocuğa sarılıyorsun son gayretinle. Hava buz gibi.
Tipi biraz hafifliyor. Etrafını görebiliyorsun artık. Tekrar bir gayretle kucaklıyorsun oğlan çocuğunu.
Tekrar yürüyorsun, her yanın acısa bile. 1 saat. 2 saat. 3 saat. 4 saat...
Çocuk hala baygın. 8 saat olmuş, sen hala yürüyorsun. Hava kararmış, sen hala yürüyorsun.
İn cin top oynuyor ve sen, hala, yürüyorsun!
Derken bir yerlerden bir ışık görüyorsun. Adımların hızlanıyor. Bir dükkan. İçeri dalıyorsun.
Seni görüp korkuyorlar ilkin, sonra çocuğu görüp yanına geliyorlar.
Ambulansı arıyorlar. Bu havada... ambulans.
Bekliyorsun çocuğun yanında. Kollarından bırakmıyorsun onu.
Battaniye veriyorlar ikinize. Isınıyorsunuz iyice.
Derken ambulans geliyor. Onlarla birlikte hastaneye gidiyorsun.
Acile giriyorsunuz ve sen o çocuğun elini asla bırakmıyorsun.
Tedavisi bitiyor. Yatırıyorlar normal bir yere. Artık gözünü açar elbet. Sen hala onun yanındasın.
24 saati geçmiş, saatlerdir derdin o çocuk!
Birden kapı çalınmadan açılıyor ve içeriye bir kadın giriyor, ağlayarak.
"Oğlum! Oğlum!"
Kadın feryat figan! Dövünüyor yanında!
Sana dönüp teşekkür eden yok. Seni kale alan yok.
Çocuk uyanıyor o arada. "Anne!" diye ağlıyor.
Kalbin kırılıyor, ama nereden hatırlasın ki seni?
Derken kadın alıyor çocuğu ve gidiyor...
Sen öylece kala kalıyorsun.

İşte böyle birşey birisini sevip, ona sahip çıkıp, onun kalbini tamir edip, eski sevgilisine gidişini izlemek. . .