Yalnızca sesime konsantre ol. Rahatla. Saati gözünle takip et...
Yavaş yavaş uykuya dalıyorsun. Göz kapakların ağırlaşıyor. Şimdi üçe kadar sayacağım ve üç dediğimde uyanacaksın. 1... 2... 3... Şimdi senden, insanlığa dair herşeyi unutmanı istiyorum.
Sen çocukken, anneler ve babalar ayrılmaz zannederdin. Sen çocukken, bir güler yüzle mutlu olurdun. Sen çocukken, güneş battığında uyuma vaktiydi.
Çocuktun... Çocukluk işte. Hayat yalnızca oyuncak ve oyunlardan ibaretti senin için. Ha, tabii bir de çizgi filmler. Hani o, kötü adamların hep iyi adamlar tarafından "affedildiği"...
Hep bir kedin, köpeğin olsun isterdin. Veya bir kardeşin. Veya "sevebileceğin" herhangi bir şey/kişi.
Anneanneler, babaanneler ve dedeler hep seni şımartmakla ve/veya kızdırmakla yükümlüydüler.
Diyeceğim o ki, sen de bir zamanlar bir çocuktun. Ben de. Herkes gibi...
Ben çocukken, bir çocuk tanıdım. Ailesi yoktu; senin benim olduğu gibi. Hayalleri büyüktü ama boyu küçücük... Hayallerini hep söylediğinde arkadaşları güldüğü için, içine kapanmıştı zamanla. Bir gün, ben gittim yanına ve "neden konuşmuyorsun?" diye sordum. "Ben büyüyünce dünya barışı sağlayacağım ve benim gibi kimsesi olmayan çocukları kurtaracağım!" dedi ve ekledi "yaşlılar daha mutlu yaşayacak, kimsenin sorunu kalmayacak, para denen illeti yok edeceğim, insanların ön yargılarını kıracağım, herkes eşit olacak ve herkes mutlu ölecek!"
"Peki," dedim, "ya insanlar ozaman da mutsuz olurlarsa?"
"İnsanoğlu başka ne ister ki?" dedi.
"İnsanoğlu başka ne ister ki?" ... İnsanoğlu başka neler istemez ki? İnsanlar eşitlenirse eğer, hiç kimsenin kimseden farkı kalmaz. Bu da insanların egolarının tatmin olamayacağı anlamına gelir. Egosu tatmin olmamış insan, doymamış yağ gibidir. Lezzetli ama bünyeye zararlı.
İnsanoğlu hiç bir zaman mutlu olamaz. Mutluluk monotonlaşırsa, mutsuzluğu arar; aynı şuan mutluluğu aradığı gibi.
İnsanoğlu ön yargılıdır. Çünkü en sevdiği oyun "1, 2, 3 TIP"tır. Bazen diline, bazen beynine, bazen de gözüne TIP der.
İnsanoğlu, yüzüne tükürüldüğünde "yarabbi şükür" diyebilecek kadar onursuz, gurursuzdur.
Bu yüzdendir ki, insanoğlunun "mutluluğu", büyüdükçe "şekil"lenir. Bazen bir araba, bazen bir ev, bazen yalnızca para şeklini alır "mutluluk". Çünkü insanoğlu unutkandır.
Unutkandır... Geçmişini unutur. Kendini unutur. Öyle olması gerekiyor çünkü. Öyle olmalı ki birer koyun gibi güdülsünler.
Yalan söyledim, ben böyle bir çocuk hiç tanımadım. Birisini tanıdım ama çocuk değildi artık.
Ben, annemi tanıdım. "Birgün devrim yapacağız ve herşey çok güzel olacak!" diye yola çıkan annemi. Polislerin döve döve kafatasını çatlattığı, ağzındaki dişlerinin yarısını döktükleri, dövdükleri, sövdükleri, işkence ettikleri annemi. Her "devrimci" gibi "güzel günler göreceğiz" umuduyla yaşlanan annemi... Benim iyimser anacığım...
O devrim gerçekleşseydi nasıl olurdu hayat, bilemem. Bildiğim tek şey, periyodik cetvel gibi oldukları, devrimcilerin. Kendi içlerinde en önce sosyalist, sonra komünist olarak ikiye ayrılıp; sonra onlarca çeşit maddeye dönüşmelerinden bahsediyorum. Metaller ve ametaller yani...
Ama ne yazık ki periyodik cetvel kadar yararlı bir dağılım değil onlarınki. Zira "devrimci" cetveli yapılsa, "bizi şunlarla yanyana koyamazsın" diye düzeyli bir tartışma başlar, Karl Marx'dan girilir... Sonra çıkılmaz. İşte bu yüzden, o devrim gerçekleşemedi. İşte bu yüzden şuan, yalnızca şikayet ediliyor.
Ağzı olan konuşuyor, sayın okuyucu. Herkesin bir fikri var. Eminim şuan "o sosyalist ve komünist diye ayrılmaz çünkü onlar çok ayrı fikirler değildirler," diye başlayan bir cümleyle yukarıdaki paragrafıma eleştiride bulunuyorsun kendi kendine. Eleştir, eleştirme demiyorum. Diyorum ki, önce eleştir; ama sonra gerçekleştir. Yani, ne laf, ne de klavye delikanlılığında kalmasın bu lafların. Artık adım at.
Çünkü, sustukça sıra sana gelmeyecek, artık... Artık iş okadar derin ki, sen sustukça senin torununun çocuklarına dayanıyor ucu.
İlla solcu bir devrim olsun demiyorum, gerçi. Benim demek istediğim şu:
* Artık demir almak günü gelmişse zamandan, meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan. Ardımızdan soracaklar "nasıl bilirdiniz merhumu", demesinler ki "bir boka yaramazdı bu insan!" *
Şimdi gözündeki yaşları sil, vidyoyu tekrar izle. Algıla. Artık defter bitti. Yeni bir defter açma zamanıdır.