Harçlıklarımı biriktirirdim. Bu huyum nereden geliyordu kimse hala bilmez.
Küçük küçük bir yerlere sakladığım paralarım, bana göre "kocaman" olunca harcamak çok eğlenceliydi.
Önceleri bozuk para biriktirirdim, o bilindik kurt kapanı kumbaralarda.
Sonra kağıt para biriktirmeye başladım.
Sonra biriktirdiğim paralar yok oldu.
Sonra tekrar biriktirdim.
Saydığımda daha fazla olduğuna yemin edebileceğim bir miktardaydılar bir ara.
Sonra biriktirmedim.
Aklımı kaçırmadım, hayır.
Birilerinin, ufacık bir çocuğun parasında gözü vardı.
Hayal yıkmak bu kadar ucuz olmamalı.
Sunday, 4 September 2011
Dolap.
Annemin aldığı lastikli balonla oynuyordum evde. Küçüktüm. Duvara atıyordum, eğleniyordum kendi çapımda.
Anneannem "kıracaksın birşeyleri" dedi. Ben de dinlemedim.
Duvara attığım balon, televizyonun üzerinde milattan önceden beri yer etmiş salak kuş biblosuna çarptı ve biblo televizyonun arkasına düştü.
Yerde halı olmasına ramen bir kısmı kırılmıştı.
Sağ kalan büyük kısmını alıp televizyonun üzerine geri koydum.
Anneannemin kızacağını hepimiz biliyoruz.
Bibloyu koyduktan sonra koşar adımla odama girdim.
Önce yatağın altına girmeyi düşündüm.
Sonra dolaba saklandım.
Kapağın aralığından dışarıyı gözetliyodum.
Kendimce gayet güvenli bir saklanma yeri bulmuştum.
Anneannem bir hışımla odama daldı.
İlk baktığı yer yatağın altıydı tabii.
Yatak ve dolap arasında fazla mesafe olmadığından, nefes alıp verişimi duymasın diye ağzımı kapattım kendi kendime.
Korkudan gözlerimi kırpamıyordum.
ve sonunda anneannem dolabın kapağını açtı.
Anneannem "kıracaksın birşeyleri" dedi. Ben de dinlemedim.
Duvara attığım balon, televizyonun üzerinde milattan önceden beri yer etmiş salak kuş biblosuna çarptı ve biblo televizyonun arkasına düştü.
Yerde halı olmasına ramen bir kısmı kırılmıştı.
Sağ kalan büyük kısmını alıp televizyonun üzerine geri koydum.
Anneannemin kızacağını hepimiz biliyoruz.
Bibloyu koyduktan sonra koşar adımla odama girdim.
Önce yatağın altına girmeyi düşündüm.
Sonra dolaba saklandım.
Kapağın aralığından dışarıyı gözetliyodum.
Kendimce gayet güvenli bir saklanma yeri bulmuştum.
Anneannem bir hışımla odama daldı.
İlk baktığı yer yatağın altıydı tabii.
Yatak ve dolap arasında fazla mesafe olmadığından, nefes alıp verişimi duymasın diye ağzımı kapattım kendi kendime.
Korkudan gözlerimi kırpamıyordum.
ve sonunda anneannem dolabın kapağını açtı.
Wednesday, 17 August 2011
Karanlık korkusu ...
Rüyanda düşersin ve zıplayarak uyanırsın ya gecenin kör karanlığına... İşte o anlarda yorganı burna kadar çekip etrafı izleyenlerdenim...
Ne de olsa öcü çıkabilir her an, biryerlerden...
Neyin korkusudur bu saçmalık? Bir hayalet sana en fazla "bö" yapar, bir zombi en fazla seni yemeğe çalışır, bir vampir seni güzelce öldürür, bir uzaylı seni kaçırır ... ama bunları hepsi hayal ürünüydü hani? O yorgan neden burnunun ucunda!?
En kötüsünü insan yapar, yine insana. En büyük korkunla yüzleştiren de insanın kendisi değil midir? O halde, nedir bu karanlık korkusu?
Alaksız olabilir fakat...
Alaksız olabilir fakat...
Bir kitap okumuştum vakti zamanında. Bir çocuk, rüzgarın savurduğu penceresini kapatmaya kalktığında başka bir çocuk onu kandırıp götürüyordu. Her sabah Şükran Günü, her öğle Noel, her akşam Paskalya ve her gece Cadılar Bayramı kutlanılıyordu gittikleri yerde. Çocuk 1 ay sonra bütün bunlardan sıkılmış ve evine dönmek istemişti. İşler ozaman değişmiş ve etrafındaki diğer insanların gerçek yüzlerini görmüştü; zira gitmeye kalktığında hemen hemen herkes onu bir köle misali orada kalmaya mecbur bırakmışlardı. Velhasıl, ilk gitme kararından bir süre sonra çocuk, yanına bir yandaş bulup oradan kaçmıştı. Şehre döndüklerinde annesi ve babasının öldüğünü, aslında 1 küsür ay değil, 10 sene küsürdür ortalıkta olmadığını vesaire, öğrenen çocuk, hayat mücadelesine, kandığı çocukla evden kaçtığı geceki yaşında ve tek başına, başlamıştı.
Ne anlıyoruz? İnsanın en büyük düşmanı yine insandır. Başka ne anlıyoruz?
Madde 1-Her şeker veren amcanın arabasına binilmez, evladım.
Madde 2-Her daim eğlence bile insanı sıkabilir, çocuğum.
Madde 3-İnsanoğlu hep, kendinde olmayanı ister...
Madde 4-Bana arkadaşı söyle, sana TC Kimlik Numaran dahil, şecereni sereyim önüne...
Madde 5-Damlaya damlaya göl olur gibi çok bilindik bir atasözü ile bu yazıyı tamamlamak beni çok utandırır fakat, bu gecelik bu yazı burada son bulur ...
Madde 1-Her şeker veren amcanın arabasına binilmez, evladım.
Madde 2-Her daim eğlence bile insanı sıkabilir, çocuğum.
Madde 3-İnsanoğlu hep, kendinde olmayanı ister...
Madde 4-Bana arkadaşı söyle, sana TC Kimlik Numaran dahil, şecereni sereyim önüne...
Madde 5-Damlaya damlaya göl olur gibi çok bilindik bir atasözü ile bu yazıyı tamamlamak beni çok utandırır fakat, bu gecelik bu yazı burada son bulur ...
Monday, 15 August 2011
Ne kadar özveri, okadar köfte!
Bizim zamanımız, bize pek iyi gelmedi nedense. Uzunca zaman, bol bol eşimiz, dostumuz oldu etrafımızda ama sonra çil yavrusu gibi dağıldılar.
Benim verdiğim emekler ve benim vazgeçtiklerim sayesinde yürüdü birçok arkadaşlığım. Ne zaman ki akıllandım ve yumruğu masaya, tokadı yüze çarptım diğerlerinin bana yaptığı gibi, o zaman yapayalnız kaldım.
Her ilişkimde özveride bulunan ben oldum öncelerde. Ne kadar özveri, okadar köfteydi dönemin sloganı hatta. Neler denedim, neler yaptım ilişkimiz uzun sürsün diye. Neleri görmezden geldim.. Bırak ilişkiyi, benim görmezden geldiğim şeyler yüzünden 20 küsür senelik yuvalar yıkılıyor!
Ne yalanlar yakaladım, ne kadar aldatıldım ... Yine kabahatli ben oldum sonunda. Ne güzel. Ne hoş.
Gökyüzü martı dolu!
Denizin sonsuz huzuruna kaptırdım kendimi sonra... Aklıma eseni yapmayı denedim; öyle görmedik ki.. Onu da beceremedim sonunda ve yine yapayalnız oturdum sinema koltuklarında... Kendi başıma gittim, içtim kahvemi. Tek başıma yaptım yolculuklarımı.
Akıllanmak mıdır bunun adı? Ozaman aptal olanın mı etrafı doludur?
Boş kalabalık - hoş kalabalık ayırt etmemek midir bu işin raconu? Öyleyse ben yokum.
______
"Bu adam sevemez!" derdim. Aşık olmuş! İnanamadım. İnanamıyorum.
İşte bu kadar boş, bu kadar anlamsız ve bu kadar gereksiz bir boşluk "herşey" dediğimiz şey.
Bu kadar alakasız...
Bu kadar amaçsız!
Benim verdiğim emekler ve benim vazgeçtiklerim sayesinde yürüdü birçok arkadaşlığım. Ne zaman ki akıllandım ve yumruğu masaya, tokadı yüze çarptım diğerlerinin bana yaptığı gibi, o zaman yapayalnız kaldım.
Her ilişkimde özveride bulunan ben oldum öncelerde. Ne kadar özveri, okadar köfteydi dönemin sloganı hatta. Neler denedim, neler yaptım ilişkimiz uzun sürsün diye. Neleri görmezden geldim.. Bırak ilişkiyi, benim görmezden geldiğim şeyler yüzünden 20 küsür senelik yuvalar yıkılıyor!
Ne yalanlar yakaladım, ne kadar aldatıldım ... Yine kabahatli ben oldum sonunda. Ne güzel. Ne hoş.
Gökyüzü martı dolu!
Denizin sonsuz huzuruna kaptırdım kendimi sonra... Aklıma eseni yapmayı denedim; öyle görmedik ki.. Onu da beceremedim sonunda ve yine yapayalnız oturdum sinema koltuklarında... Kendi başıma gittim, içtim kahvemi. Tek başıma yaptım yolculuklarımı.
Akıllanmak mıdır bunun adı? Ozaman aptal olanın mı etrafı doludur?
Boş kalabalık - hoş kalabalık ayırt etmemek midir bu işin raconu? Öyleyse ben yokum.
______
"Bu adam sevemez!" derdim. Aşık olmuş! İnanamadım. İnanamıyorum.
İşte bu kadar boş, bu kadar anlamsız ve bu kadar gereksiz bir boşluk "herşey" dediğimiz şey.
Bu kadar alakasız...
Bu kadar amaçsız!
Tuesday, 9 August 2011
Anarchy In The UK !
Bilmeyen ve duymayan kalmasın; haberlerde hiç birşey söylemiyorlar, United Kingdom YANIYOR!
Olayın boyutu çoooooooooooooook büyük, polis hiç bişey yapamıyo, Cameron tatilinden döndü, 6000 değil 16000 polis çalışıcak dedi, biz askeriyenin olaylarda etkin görev almasnı istiyoruz, polisler, sokaktaki çocuklardan çok daha az ve hiç bişey yapamıyolar.
Saturday, 6 August 2011
Filmler dizi dizi ...
Bir gün öyle bir film çekeceğim ki, herkes ölecek ve sağ kalan iki karakter öpüşmeyecek.
Hatta bir patlama olacak ve onlar da ölecek.
Okadar sıkıldım ki Hollywood klişelerinden... Korku türü için kullanılabilecek bütün hayali varlıkları "aşk" temasıyla kullanıyor; hatta pişirip pişirip önümüze sunuyor utanmazlar. Doya doya korkamıyoruz bile.
Geçen gün bir film izledim, ismini bile hafızamdan silmişim anında. Filmde bir grup genç kamp yapmak için biryere gidiyor. Ormanın ortasında arabaları bozuluyor ve bir eve giriyorlar. Evet, doğru tahmin ettiniz; neredeyse hepsi ölüyor. Sağ kalan iki karakter de öpüşüyor.
Hayır, ne hikmetse bir bayan ve bir erkek karakter sağ kalabiliyor yaşadıkları onca garipliğe ramen. Neden iki bayan veya iki erkek sağ kalmıyor ve öpüşmüyorlar? Neden herkes heteroseksüel olmak zorunda Hollywood filmlerinde?
Bayağı önce bir film izlemiştim, ismi de Diş Perisi miydi neydi... Karanlığa girdiğinde, maskeli bir yaşlı kadın seni öldürüyor falan. Arkadaşım, böyle bir hikayede bile bir adam, bir kadın ve kardeşi sağ kalıyordu; adam ve kadın evleniyorlardı falan...
Bir de "katil kim?" filmleri var. Filmin sonuna kadar birilerinden şüpheleniyorsun ve en alakasız kişi katil çıkıyor. En psikopat ve en çılgın atan insan O oluyor hatta; iki dakika önce bu kişi korkudan külodunu pislememiş miydi? Tanrım...
Yine en güzel film Funny Games'tir bence. Neden mi? Öpüşecek "survivor" yok da ondan.
Dün akşam "Return to House on Hunted Hill"ı izledim. Tanrım. Artık kimse hayatta kalmasın. Artık kimse öpüşmesin! Çığlık çığlığa bağıracağım!
Haneke bizi discoya götür baba! Ölmek üzereyiz, gel bizi kurtar!
Hatta bir patlama olacak ve onlar da ölecek.
Okadar sıkıldım ki Hollywood klişelerinden... Korku türü için kullanılabilecek bütün hayali varlıkları "aşk" temasıyla kullanıyor; hatta pişirip pişirip önümüze sunuyor utanmazlar. Doya doya korkamıyoruz bile.
Geçen gün bir film izledim, ismini bile hafızamdan silmişim anında. Filmde bir grup genç kamp yapmak için biryere gidiyor. Ormanın ortasında arabaları bozuluyor ve bir eve giriyorlar. Evet, doğru tahmin ettiniz; neredeyse hepsi ölüyor. Sağ kalan iki karakter de öpüşüyor.
Hayır, ne hikmetse bir bayan ve bir erkek karakter sağ kalabiliyor yaşadıkları onca garipliğe ramen. Neden iki bayan veya iki erkek sağ kalmıyor ve öpüşmüyorlar? Neden herkes heteroseksüel olmak zorunda Hollywood filmlerinde?
Bayağı önce bir film izlemiştim, ismi de Diş Perisi miydi neydi... Karanlığa girdiğinde, maskeli bir yaşlı kadın seni öldürüyor falan. Arkadaşım, böyle bir hikayede bile bir adam, bir kadın ve kardeşi sağ kalıyordu; adam ve kadın evleniyorlardı falan...
Bir de "katil kim?" filmleri var. Filmin sonuna kadar birilerinden şüpheleniyorsun ve en alakasız kişi katil çıkıyor. En psikopat ve en çılgın atan insan O oluyor hatta; iki dakika önce bu kişi korkudan külodunu pislememiş miydi? Tanrım...
Yine en güzel film Funny Games'tir bence. Neden mi? Öpüşecek "survivor" yok da ondan.
Dün akşam "Return to House on Hunted Hill"ı izledim. Tanrım. Artık kimse hayatta kalmasın. Artık kimse öpüşmesin! Çığlık çığlığa bağıracağım!
Haneke bizi discoya götür baba! Ölmek üzereyiz, gel bizi kurtar!
Friday, 5 August 2011
Too short...
Life is too short to upload holiday photos to Facebook. Trust me. It is the last thing you want to do. Especially when your mother wants you to picture every single moment they laugh in the holiday.
When your mother wants you to clean up the mess in the kitchen, you probably think the same thing I do; "but... Life's too short! I want to do more junk things on the internet!"
When your friends ask you to meet up and suddenly a boredom falls to the essence of the tea you have been drinking, you do realize the only thing that matters in your entire life; "you cannot be bothered!"
Though when no one writes you when you are online on FB with other 100 something of your friends, you realize only one thing... sad but true thing of all times since technology is in your life; "you are an anti-social, internet addict and you definitely will be all alone in your own funeral when everyone will be offering their condolences from FB on your profile.
Whatever. First thing you do when you wake up is checking your "social" media profiles. The definite second thing you do is refreshing the pages to be sure about there is no new notification, whatsoever. Third thing you do is probably checking the profile of "the one you love" to make sure the person does not have a new relationship. Oh, you check the bitches too; just in case...
My life; short version. Life is fucking too short to waste. I know. But I cannot help it. Need to sleep now. I just need to check something on Face and Twitter and I swear I'll go to bed. May be Formspring can be checked too before I go to bed. "Funny Junk" definitely has to be checked though. Its gonna be busy night! Bye! x
When your mother wants you to clean up the mess in the kitchen, you probably think the same thing I do; "but... Life's too short! I want to do more junk things on the internet!"
When your friends ask you to meet up and suddenly a boredom falls to the essence of the tea you have been drinking, you do realize the only thing that matters in your entire life; "you cannot be bothered!"
Though when no one writes you when you are online on FB with other 100 something of your friends, you realize only one thing... sad but true thing of all times since technology is in your life; "you are an anti-social, internet addict and you definitely will be all alone in your own funeral when everyone will be offering their condolences from FB on your profile.
Whatever. First thing you do when you wake up is checking your "social" media profiles. The definite second thing you do is refreshing the pages to be sure about there is no new notification, whatsoever. Third thing you do is probably checking the profile of "the one you love" to make sure the person does not have a new relationship. Oh, you check the bitches too; just in case...
My life; short version. Life is fucking too short to waste. I know. But I cannot help it. Need to sleep now. I just need to check something on Face and Twitter and I swear I'll go to bed. May be Formspring can be checked too before I go to bed. "Funny Junk" definitely has to be checked though. Its gonna be busy night! Bye! x
Subscribe to:
Posts (Atom)