Saturday, 11 December 2010

Hissediyorum.

Bir his doğdu içime, çözemiyorum tam olarak...
Özlem.. 
Kimi özlüyorsun da hissediyorum?
Karışık duygular içindesin biliyorum.
Anlamsızlaşıyorlar, kayboluyorlar...
İçin acıyor, hissediyorum işte. Okadar yoğunsun ki içimde...
Yalnızsın. 
Kırgınsın biraz.
Yorgunsun..
Gözlerim ağırlaştı gitgide... Gözlerin ağırlaştı gitgide...
Aklın karışık. 
Kaybolmuş gibisin. 
Hissediyorum işte. Görüyorum seni şuan. 
Ödevlerde kaybolmuş gibi görünsen de dışarıdan, içini okuyorum kitap gibi. 
Sayfalar değiştikçe daha az görüyorum seni...
Yok olma! 
Kal orada!
Dayanamadım işte. Yine yazdım sana. Cevap atmayacağını bile bile. 
Hissettim ama, sıkıntını hissettim. Dayanamadım...
Ağlama. Sakın. 
Keşke yanında olabilsem şuan... 
Yat... Uyu... 
Herşey yarın daha güzel olacak, eminim. 
Her gece bir gündüze bağlar sonunu... Basit bir gün işte bak, karanlık-aydınlık... 
Geçecek! Az kaldı. Güven bana... 
Güven. 

Enee...

"Aile" dediğin bu günlerde 3'e ayrılıyor.
1- Gerçek ailen. Atsan atılmaz..
2- Arkadaş çevren. Kendi oluşturduğun aile de denebilir.
3- Facebook ailen. Açıklamaya gerek yok, anladın sen beni.

Teknoloji hayatımıza girdiğinden beri, olmadık şeyler yapıyor insanoğlu. Hani bir deyim vardır, "kadın dediğin evde hizmetçi, sokakta hanfendi, mutfakta aşçı..." falan diye yatağa uzanır sonu. Şimdilerde o da değişti.
Artık kadın dediğin nette hanımefendi, evde elektrik süpürgesinin nasıl fişe takıldığını bilen, mutfağı otobüs durağından ayırtedebilen, kocası gelince bilgisayar başından kalkabilen kişi olmuştur.

Dizi furyası artık yerini Facebook'a bıraktı bir nebze. Artık dizileri televizyondan takip etmiyor çoğu kimseler. Hayır izlemene bile gerek yok bazen, dakika dakika Facebook'a neler olduğunu yazan arkadaşlar var zira.

Facebook, aile geleneği "sohbet"i de ortadan kaldırdı. Ben annemin bugün dışarı çıkacağını Facebook'tan örenebiliyorum.

Geçen gün çok üşendim yerimden kalkıp mutfağa gitmeye. Annemi aradım odamdan. Annem de salonda he...
Ben: "anne ne yemek var?"
Annem: "Odanla mutfak arasında tek bir kapı var. Yattığın yerden yemeği mi soruyorsun?"
Ben: .......

Demin kapı çaldı. Kapıya bakmak için içeri koştum, annem benden telaşlı. "Deniz git okeyin başına otur!" diye bir feryat etti, kapıyı açtı, bütün sevimliliğiyle misafiri buyur etti, beni de sie etti bilgisayar başından..

Bir de bana bak, içeride misafir var ve ben oturdum bunu yazıyorum... N'olyo arkadaş?!

Shockingly true...

My teacher was talking about a book called "life is a pitch" few days ago. The name made me wondered, do we really live the life in the pitch concept?

Pitch is a style of presenting your ideas to people. Your ideas... they can be anything really. A life story of your own, a story about your cat, a made up story... Stories! You just let the people know about what's inside your head.
When you first meet with someone, you start to tell about yourself, don't you? Or jump in the conversation and tell them your opinion; what's in your mind about the subject. You present your thoughts in every conversation.

"In my opinion, the English examination system in Turkey and the ESOL examinations in England is a bunch of bullshit!" and yes this is my opinion. This is what I have in my mind. My thoughts. My ideas. My pitch..!

Pitching is exciting and scary in a lot of way. Think about it; you tell your "story" and people like or not and ask you about it. Comment on it. Tell their own points. Isn't that exciting?
You pitch your story to complete strangers! You give your thoughts to them and you have no idea what's in their minds...Isn't that scary? But life is a pitch as much as its a bitch. You become friends with complete strangers and make them tell their stories to you and you believe them. You trust the people who you cannot see what's in their brains. You pitch yourself and see through their eyes what's going on in the little box...
I mean, it really is true...

Friday, 10 December 2010

Dolanıyorum Kendime...

Bakışlarımda hüzün varmış, kime ne!
Ben içerim, ben ederim, kime ne!
Varsa bildiğin daha iyisi, gelde söyle!
Kendimi avuturum ben diyar diyar..

Göz görmezse, gönül katlanmaz imiş!
Yalan, bunu diyen düzenbaz imiş!
Allah'tan korkmaza adım çıkmış;
Dilimde bir türkü, dolanırım kendime..

Dün, Bugün, Yarın... Olacak iş mi? !

"Sorma neden niçin, herşey yalnızlıktan, bak güzel bir gün ölmek için" derim ben bu geceye...
Saat 00.15 ve aslında bugün cumartesi. Ben dünde kaldım.
Hipnozla enjekte edilmiş bir monotonluktur ki, sorma gitsin.. Uyuşukluk... Tembellik.. Aynılık.. Tekrarlılık... Bir yorgunluk ki, sorma gitsin... Hangi tır, ne ara, nerede, niçin üzerimden geçmiş, hala çözmekle meşgulum.
Bugün aslında yarın ve ben dünü yaşıyorum bugünmüş gibi.
Yarın aslında 15 dakika önce bugün oldu; bana saatlerce uzak... Bugün güzel, bugün huzurlu, bugün mutluyum yok yere..
Bugün farkettim, ben kabarık kelimesinin İngilizcesini bilmiyorum. Aslında biliyorum. Bilmemezlikten geliyorum.
Demin hatırladım, ben bi adamı seviyordum. Hala seviyor da olaöbilirim ama sevmemezlikten geliyorum.
Odam dağınık. Görmemezlikten gelmek (Y)
Haykırıyorum ama duymamazlıktan geliniyorum ne hikmetse. Karşılığı bu mudur?
Kim takar yeşil ojelerimi, kırmızı saat kayışımı, kahverengi göz kalemimi, kırmızı rujumu yakışmasa?
Transta gibiyim. Bilgisayarımda kamera var. Mikrofonu çalışıyor. Görüntü yok. Olacak iş mi?
Birisi döksün şu kültablasını, ağzına kadar dolu! Olacak iş mi?
Birisi alsın şu kadehi gözümün önünden. Şişe boş. Kadeh boş. Allah aşkına soruyorum, olacak iş mi!
Damarımı kesip tekrar mı içsem alkolü? Dolaşıyor aylak aylak içimde.. Olacak iş mi...
Seviyorum yine, yeni, yeniden... Olmasın artık.. Artık olmasın.
Kırık sağım solum, un ufak oldum, neyim kaldı sanki, ne kaldı geriye "ben"den? Neremle seviyorum sorarım sana. Çöz bunu, bul!
Arkadaşlarım oldu beni seven, yine, yeni yeniden..
Yeni mumlar aldım. Biri çam, diğeri tarçın kokulu... Biri yeşil, biri kırmızı. Hani bunun sarısı?
Melek olacaktım bugün, okadar masum olmadığıma karar verdim, boşverdim.
Yine kafiye üretiyorum, yazıveriyorum ardı ardına. Rap mi yapsam? Düşündüğüm şeye bak, olacak iş mi?
"Hadi Deniz, üşenme de kalk yat, bugün artık dün oldu." diyor ben bana. Henüz ilk şişe, otur oturduğun yerde. Yatılır mı şimdi? Olacak iş mi?
Ritme bırakıyorum kendimi. Ne güzel böğürüyor amcam değil mi!
Şimdi damarıma işliyor, kalbimi yokluyor metal... "Uzun zaman demir noksanlığı çekmem" diyor ben bana, gülüyor utanmadan bu salak espriye ve ekliyor "iyi geceler olsun artık Deniz bir sonraki cümlen. Yat artık, yorgunum ben!"
Parmaklarımla savaşıyoruz, yatsam mı hakikaten?
Mesaj geldi, acaba kimden?
O değil yine, yeni, yeniden...
Peki ozaman, yatar ben..
Bugün, dün olsun şimdiden...

The Millionth Chance ! Enjoying it...

I was a little girl, who had short hair for almost 7 years.
I always wanted to have long hair but I loved the way they treated me in the hairdressers and when they played with my hair I used to feel relaxed and sleepy and I loved that feeling. Thus I used to love to go to hair dressers, not the cutting part.
I can't remember everything from my childhood like everyone else, they just come in pieces once in a while.
I remember being bossy. I never have been afraid to lose friends as I always had a backup friend or a plan to gain one. It was like that in the hood and school for years.
Then I started to a new school when I was in year 6. People were not okay with me being bossy all the time, I felt left out and turned back to my old school.
When you graduate, you just feel freshened. You somehow know your old mistakes and promise yourself to not to do the same mistakes all over again... and you DEFINITELY do. But you are growing up in the mean time and the mistakes of yours aren't acceptable anymore. So you start to lose friends.

I have written almost 130 documents in this blog and have you ever wondered why the hell almost half of them are about friendship? Because I was afraid to be lonely and I became lonely with everything I have done, not a long time ago. It's not even an excuse to be a child when you do bad things to others whom on your age. You just learn from your mistakes.

I find it quite lame to write about boyfriends and love all the time. But I had a boyfriend once. We had a good relationship and because I couldn't handle the shame, I had to lie about him to everyone I know. If you are one of the people who I lied, you probably will understand; he didn't force me to do anything. I just clocked after it happened; he just used me. But because I couldn't face with the shame of stupidness, I had to lie.

I had a great relationship once and it ended because of "him". Because he couldn't handle that I was clever than him. His friends told me that.

I had a friend once and he ended our friendship because I was swearing a lot.

I had a friend once and she used to be jealous of me and I used to be jealous of her. At the end, a bullet went through her head from my gun that I was holding. Or in the other word "revenge" ended our friendship. It was quite cold though. Revenge is a cold word anyway.

I liked a guy few weeks ago and he wanted to be in a different relationship with me than I was expecting. I said no, yes, no, no, no, yes, may be, no, yes and finally I'm sorry buy I can't.

I like a guy right now. A guy who doesn't even return my text messages. But I like him anyway.

I have a friend right now. She is a nice girl and I still couldn't figure out why the hell she is friends with me. But she is anyway.

I have a friend, who is the most wonderful person I have ever met and I have no idea why the hell he is friends with me. But he is anyway!

I know some good people and have them in my life. I have no idea what the hell they are doing in a stupid bitch's life like me.. But they are, anyway...

I was bossy and selfish. I was the angry girl of the class. I was the "know-it-all" girl in the family. I was the "rich and bitch" girl in my area. I have lost everyone I loved from my side and somehow gained new ones. I guess everyone deserves a millionth chance (=

Sunday, 5 December 2010

Onlar kendilerini biliyorlar.

Bir zaman bir yola girdim bir grup yabancıyla. Onlar çoklardı, kokrmuştum. Sonradan farkettim ki herkes birbirine yabancı, oyunun kuralı buymuş.
Yavaş yavaş tanıdım hepsini, yürüdük beraberce yıllar boyu. Hepsinin hikayesi farklı, hepsinin siması farklıydı belki, ama bir okadar aynıydık inanır mısın?
Önce yağmur başladı. Kaçabileceğimiz hiç bir yer yok, şimşekler çakıyor, hava soğuk... Ben de diğer çoğumuz gibi yürümeye devam ettim. Önce geri dönenler, korkup başka yollara sapanlar üzdü beni. Sonra kalanlarla mutlu olmayı öğrendim.
Kar yağdı sonra. Soğuğa dayanamadı bazılarımız. Geri kalanlarla kar topu oynadık kıpkırmızı ellerimizle, güneşi beklerken...
Yaz geldi sonra. Kimisine çok sıcak geldi o yol, kimisi sıkıldı, kimisi başka yol buldu... Ben de geri kalanlara yenilerini ekledim.
Bahar geldi, yeni yıl geldi, yeni hafta başladı... Ben değiştim, mevsimler değişti, yol değişti, yanımdakiler değişti; ben hala yılmadım yürüyorum o yolda. O ilk yola çıktıklarımdan hala bir kaç kişi var yanımda, yeniler de az değil... Bir onlara bir de kendime bakıyorum bazen; ne kadar yol katetmişiz. Ne badireler atlatmışız; ne kışlara ne yazlara göğüs germişiz. Ne mevsimler, ne yenilikler yıldırmamışız bizi, yürüyoruz hala engebeli arkadaşlık yolunda.  
Okadar şanslıyım ki!
O yola benimle giren herkese renkli kalem verdim; gökkuşağını tamamlayalım diye; çünkü biliyorum ki onlar olmazsa gökkuşağının da bir anlamı olmaz. Hayatımın renkleri onlar. Bazısı sarı, bazısı turuncu, kimisi mor, kimisi mavi... Rengarenk hepsi, pırıl pırıl kalp taşıyorlar. Yanımızdan ayrılan bazıları için mutluyum; kalpleri siyah onların.
Ben mutluyum, onların da mutlu olduklarını biliyorum.
Herkese, benim tattığım mutluluğu tadabilmelerini dilerim. En son bırakıp gittiğim o kimselerin bu mutluluktan uzak olduklarını biliyorum; beni bırakıp gidenlerin de öyle.
Beni bilirsiniz; kimseye etmem şikayet...
Okadar olumsuz şey yaşadım, yine de iyi ki doğmuşum ve iyi ki her birinizi tanımışım diyorum! İyi ki varsınız!